Cyclayo- Trujilo- Lima / Peru

Galapagos sonrası Cuenca’da bir günlük mola verip; kişi başı 20 $ olan 12 saat süren gece yolculuğuyla ve sorunsuz bir sınır geçişiyle Peru’daki ilk durağımız olan Cyclayo’ya ulaştık. İndiğimiz terminal toz toprak içinde bir alandı ve oldukça kötü kokuyordu. Peru’da neredeyse her otobüs firmasının ayrı terminali olduğundan henüz haberdar değildik. İndiğimiz terminalin hemen yakınlarında bir hostel bulup yerleştik. (hostel Sueno Tamaris 2 kişilik oda fiyatı 35 Sol) Bu arada yeni para birimimiz “sol” oldu. Eşyaları hostele bırakıp dışarıya çıktık ama geri dönmemiz çok sürmedi çünkü yol yorgunluğuyla birlikte tuhaf bir halsizlik vardı bende. Neyse biraz dinlenelim derken fazlaca uyumuşuz, gecenin köründe açık bulduğumuz bir pizzacıda karnımızı doyurduk ve tadı zafer gazoza (Denizli gazozu) çok benzeyen Peru kolası inca-colayı ilk günden tatmış olduk.

Ertesi gün için planımız Tucume Piramitlerine gitmek. 20 hektarlık geniş bir alanda yer alan piramitler yaklaşık bin yıl önce inşa edilmiş, bir dönem üzerleri tamamen kumla kaplanmış ve daha sonra şiddetli yağmurlarla yeniden gün yüzüne çıkmış. Dolayısıyla sanki doğal bir oluşum gibi görünüyorlardı. Bu arkeolojik alanda en az piramitler kadar etkileyici olan şey ise kuşlardı! Evet kuşlar, Peru bu kıtada en fazla kuş çeşitliliğine sahip ülke ve gelir gelmez hissettirdi bunu. Rengarenk kuşlar gördük, o piramitten bu piramite yürüdük ve vakitlice dönüş yoluna geçtik. Yine tuhaf bir halsizlik, haydi hayırlısı.. Dolmuşa bineceğimiz yola giderken bir tuktuka atlıyoruz. Yol ayrımına geldiğimizde tuktukun iki yanında birer dolmuş muavini, daha biz inmeden biri benim kolumdan diğeri Ali’nin kolundan çekiştiriyor. Durmadan konuşuyorlar, arada birbirleriyle tartışıyorlar ve kollarımızdan çekiştirmeye devam ediyorlar. Bu arada dolmuşların birinden teyzeler bize el sallıyor ve buraya gelin diye işaret ediyor onlar da. Biz aptala dönmüşüz, neye uğradığımızı anlayamadık bir süre. Sonra dedik biz gelmiyoruz, bi durun bi rahat bırakın yahu! Tabi ki bırakmadılar, biz de teyzelerin olduğu dolmuşa bindik gitti! Neyse yol uzun, teyzeler başladı muhabbete, daha doğrusu soru sormaya! Daha birine cevap vermeden öbürü soruyor; nerden geldik, nereye gidiyoruz, kaç kardeşimiz var, yaşımız, işimiz, anamız-babamız sordukça sordular. Türkiye’de balık var mı diye sordular, meğer balıkçılık yapıyorlarmış, balıklarını da öve öve bitiremediler : ) Neyse teyzelerimiz inecekleri durağa geldiler, yanlarındaki çocuk için “alın bunu götürün sizin olsun” esprisini yaparak indiler. Dolmuşta sadece biz kaldık, muavin ve şoför tabi ki de doldurup gitmek istiyor dolmuşu. Kaplumbağa hızıyla bile ilerleyemiyorduk, neredeyse kaldırımda yürüyen insanları zorla alıp bindireceklerdi dolmuşa!  Sonra bir bakmışız biz de teyzeler gibi gel gel yapıyoruz muavinin ikna etmeye çalıştığı insanlara!

IMG_5138

doğada kuşlar rengarenk

IMG_5171

piramitlerden birisi

IMG_5155

Renkli kertenkele

11891975_385981381597213_8288556860932669563_n

teyzeler :)

 

Cyclayo’da bir diğer atraksiyon “El Paseo Yortuque” adlı heykellerle dolu bir caddeyi gezmek. Buranın adına gezi yazılarında pek rastlamamıştık çünkü oldukça yakın zamanda yapılmış heykeller. Bizden birkaç hafta önce buradan geçen ve Lima’da yeniden buluşacak olduğumuz Alya ve Volkan’ın tavsiyesiyle gittik buraya ve çok beğendik. Onun dışında bu şehirde şifacı-büyücü dükkanlarını gezdik ve mercadoda meşhur Peru yemeği olan cheviche yedik bol bol. Çiğ balıkla yapılan cheviche buralarda peynir ekmek gibi tüketiliyor ve fiyatları oldukça uygun ama alışık olmayan bünyeler için olur olmaz yerlerde yememek gerekiyormuş, var olan halsizliğimin üstüne mide ağrılarını ekledim ve ızdıraplı günler başladı benim için.  Haydi hayırlısı 3.

IMG_5073

IMG_5099

IMG_5106

IMG_5058

IMG_5072

IMG_5090

DCIM100GOPROGOPR8902.

DCIM100GOPROGOPR8902.

Cyclayo’dan sonraki durağımız Trujilo (yol: 14 soles, konaklama: Hostel Matrimes, 2kişilik oda fiyatı 45 soles). buraya geliş nedenimiz dünyanın kerpiç tuğla ile yapılmış en büyük kentini yani Chan Chan’ı görmek. Hikayenin bu kısımlarını o günlerde bünyemde yer alan hastalık emareleri nedeniyle çok net hatırlamıyorum, hatırladığım şey kavurucu sıcak ve labirent gibi kerpiç duvarlar arasında durmadan yürüdüğümüz. Günü bu antik kentte geçirdikten sonra şehre geri döndük. Trujilo’nun kolonyal binalar arasında güzel bir meydanı var ve akşamki Lima otobüsüne kadar burada takılırız diye düşündük. Ali ney üflemeye başladı bir ara parkta otururken, ben arada mırıldandım biraz. Sonra da şapkayı koydum Ali’nin önüne ve video çekmek için karşı banka geçtim. O arada 2 kişi geldi Ali’nin yanına ellerinde bir takım tesisatlar ve bankın tutulduğunu, dolu olduğunu söylediler. Ne demek istediklerini anlayamadık ama öyle de tatlı naif bir halleri vardı ki ikiletmeden boşalttık bankı. Ve iki dakika içinde küçük bir otobüs yanaştı meydana ve içinden bir orkestra indi! Onlarla rekabet edecek değiliz, mis gibi dinledik Peru müziğimizi. Kalan zamanımızı Trujilo sokaklarında dolanarak geçirdik. Bir ara yaşlıca bir amca çevirdi yolumuzu, biz meydandayken o da oradaymış. “oy gelin” mırıldanmıştım Ali çalarken onu duymuş, çok güzel şarkıymış, ağladım dinlerken dedi, yaşlılık duygusallığı olmalı. Ayak üstü sohbet ettik amcayla, bu da Trujillo’nun en güzel hikayesi oldu.

IMG_5206

IMG_5192

IMG_5202

11935025_386417821553569_8802541268288114237_n

11923562_386417881553563_525500600697788096_n

Bir sonraki durağımız olan Lima’ya yine gece yolculuğu yaparak varıyoruz. (Trujillo-Lima arası 55 soles) Airbnb’den kiraladığımız eve yerleşiyoruz ve hemen kendimizi dinlenmeye alıyoruz çünkü akşama Alya için sürpriz doğum günü kutlaması var! Alya’nın bugün geleceğimizden haberi yok ve akşamüzeri sinemanın orada karşılaşmış gibi yapıp doğum gününü kutlamayı planlıyoruz. Tabi hayatımıza girecek olan Jorge karakterini biz henüz tanımıyoruz bu planları yaparken. Efenim karşılaşma saatimiz geliyor ve Volkan’la tam planladığımız yerde karşılaşıp sürprizimizi yapıyoruz Alya’ya. Lakin Jorge onlar sinemaya davet ettiği ve biz o an sinemaya girmek istemediğimiz için kutlamamız yarım kalıyor ve devamı için akşama yeni bir buluşma ayarlıyoruz. Yeni buluşma yerimiz Lima’nın en hareketli yerlerinden Barranco’ya biraz erken gidip oralarda gezinmeye karar veriyoruz. Otobüsten yanlış durakta indiğimiz için hayıflanırken denk geldiğimiz milonga bütün havamızı değiştiriyor. Yaş ortalamasının 80 falan olduğu bir salonda amcalar teyzeler tango yapıyorlar. Biz de yanaşıyoruz, biraz izliyoruz, biraz dans ediyoruz. Bir ara misafir olduğumuz için bize bırakıyorlar sahneyi, hepsi oturup izliyor. Nasıl geçtiğini anlamadığımız 2 saatin sonunda bizimkilerle buluşmak için ayrılıyoruz orada. O anki heyecan ve mutlulukla durmadan konuşarak ilerlerken 2 kişi kesiyor önümüzü ve “merhaba” diyorlar. Küba’ya tek yön bilet alarak 6 ay önce yola çıkan Abdullah ve Ceren’le böyle tanışıyoruz. Ayaküstü sohbet kesmiyor bizimkilerle buluşacağımız parka gidip muhabbete devam ediyoruz. Bi zaman sonra Volkan geliyor ve Jorge’nin, Alya’nın doğum günü şerefine yemek yaptığını ve bizi de davet ettiğini söylüyor ve hep birlikte eve geçiyoruz. Ve Küba’ya tek yön bilet alarak aylar önce yola çıkan biz 6 kişi, o gece Jorge’nin evinde Alya’nın doğum gününü kutlayıp kahkahanın dibine vuruyoruz. O kadar ki eve döndüğümüzde ben hala gülüyordum!

DCIM100GOPROG0158984.

denk geldiğimiz Milonga

Ertesi gün için Jorge insanı yeni bir organizasyon yaparak hep birlikte tadım turu yapmayı öneriyor. Dünyaca ünlü Peru mutfağına dadanmayı biz de sabırsızlıkla bekliyoruz çünkü aylardır pilav yemekten bir hal olduk! Buluşma saatimizde iki eksikle tatlı bir mekana götürüyor bizi Jorge. Eksiklerimiz Abdullah ve Ceren, sürpriz gelişmeler nedeniyle gelemediklerini sonradan öğreniyoruz. Nefis bir deniz ürünleri tadımı yaptıktan sonra kahvemizi de bir başka mekanda içip Jorge ile ayrılıyoruz. Sonra bizimkilerle kıyı boyunca bir yürüyüş yapıp akşama doğru evlere dağılıyoruz. Hafta içi ve iş çıkış saati olduğu için her büyük şehir gibi Lima’da da trafik yoğun, otobüsler tıklım tıklım. Öyle ki binmeye çalıştığımız otobüsün kapısı ben bindikten sonra kapanıyor ve Ali dışarıda kalıyor. Otobüs harekete geçiyor ve ben derdimi anlatana kadar biraz yol alıyoruz, nihayet şoför kapıyı açıp ben indiğimde sanki yıllardır görüşmüyormuşuz gibi bir kavuşma yaşıyoruz Ali’yle : )

IMG_5284

Yemek turumuza ait fotoğraflar teknik sebeplerden dolayı elimizde yok :/  (bunlar da Peru paraları- Sol)

 

Ertesi gün için pek çok plan yapıyoruz ama evdeki hesap çarşıya uymuyor. Peru’ya girdiğimizden beri ufak ufak sinyaller veren vücudum bu gün artık pes etmiş durumda. Mide bulantısı, ishal, ateş üçü bir arada. Bizim evladın tanımıyla adeta üşütmeli kusma olmuşum (!) Battaniyemi alıp tuvalete yakın bir koltuğa yerleşiyorum ve günümü böyle geçiriyorum. Dünkü ziyafetin acısı çıkarmışçasına menüde haşlanmış patates var bugün. Tabi benim için! Bugünkü planlarımızı gerçekleştiremeyeceğimiz anlaşılınca Ali de kendini mutfağa veriyor ve cheviche denemesi yapıyor, yanına da türlü deniz ürünleri. Lima deniz ürünleri konusunda kıtadaki en iyi şehirlerden birisi, gelirseniz affetmeyiniz.

Lima’daki diğer günlerimizde bol bol şehri geziyoruz. Türkçe konuşma özlemiyle yanıp tutuşan dönerci Mustafa amcayla karşılaşıyoruz ve özlemini gidermesi için tüm anlattıklarını(!) dinliyoruz. Yolda süpermenle karşılaşıyoruz. Her daim gri olan Lima’da güneş biraz kendini gösterdi diye ev sahibimiz çok şaşırıyor, biz de onun şaşkınlığına şaşırıyoruz. İşte böyle alabildiğine absürt geçiyor Lima günleri.

IMG_5254

IMG_5331

DSC00631

IMG_5242

IMG_5274

Günler günleri kovalıyor ve nihayet büyük gün geliyor, yani “Mistura” yemek fuarı. Biz daha Galapagos’dayken Volkan ve Alya bizim için de bilet almışlardı bu fuar için. Sabah erkenden ve aç bir şekilde buluşuyoruz bizimkilerle. Fuar alanı (ki okyanus kıyısında oldukça geniş bir alan) görüş alanımıza girdiğinde gördüğümüz kalabalığa inanamıyoruz. Uzunca bir kuyruk var ve kapılar henüz açılmamış. Biz de sıradaki yerimizi alıp kapılar açıldığında hızla giriyoruz içeri. Beklentimiz çok büyük : ) Ufak ufak tadımlara başlıyoruz, kekikli peynir ve ekmekle yaptığımız alt kahvaltının üstüne ne bulduysak tatmaya devam ediyoruz. Böyle bir fuarda en kötüsü de doymak tabi, doyduktan sonra acıkmayı beklemekten başka yapacak bişey yok. Mangalların boyutu devasa, adeta film izler gibi izliyoruz pişen yemekleri, uzayan yemek kuyruklarını. Bir süre dolaştıktan sonra artık acıktığımıza ikna ediyoruz kendimizi ve elimizdeki kuponlarla yemeklerimizi alıyoruz. Yediklerimiz süper orijinal şeyler değil ama oldukça lezzetliler. Yemekten sonra kahve çikolata stantları ve tabi ki dondurmacılar. En kalabalık sokak da tatlı ve dondurma sokağı. Peynirli dondurma buralarda çok meşhur diye onu denemeye karar veriyoruz Alya’yla. Kuyruklar o kadar uzun ve ortam o kadar kalabalık ki dondurma alma mücadelemiz epey uzun sürüyor. Nihayet dondurmalarımızı alıp bir kenara çekiliyoruz ve okyanusu izlerken hüpletiyoruz bir güzel. Bir ara gulyabaniler (başka uygun isim bulamadım) görünüyor uzaktan, oldukça renkli bir görüntü. Hepimiz kameralarımıza sarılıyoruz ki işte o an telefonumun yerinde olmadığını farkediyorum! Oraya bak, buraya bak yok! Bir peynirli dondurma uğruna gitti telefon! Çantaları iyice kontrol ettikten ve çalındığından emin olduktan sonra oradaki polis ofisine gidiyoruz, bir takım tutanaklar sorular vs. Telefonun bulunma ihtimalinin olmadığını polisler de biliyor biz de biliyoruz ama bir umut işte. Polis ofisinden çıktıktan sonra olay yerine gidiyoruz tekrar. Katiller cinayet mahalline geri dönüyorsa hırsızlar da pekala dönebilir olay yerine! Kendimi kalabalığa tekrar bırakıp dikkatle insanları izlemeye başlıyorum, ellerindeki telefonlara bakmaktan kendimi alamıyorum. Evet yaptığımın çok saçma olduğunun farkındayım ama yine de yapıyorum : ) Bu yolculuk için hediye edilmiş olan telefonumun manevi değeri bir yana, içindeki son 2 haftanın fotoğrafları, aylarca yollarda aldığım notlar, bilgiler.. hepsi puff.. neyse.. yapacak bir şey yok, olan oldu. Neticede bu yolculuk bize en çok beklenmedik durumlara adapte olmayı öğrettiği için hemen pisco sour stantlarının orada alıyoruz soluğu. Bir bardak soğuk su niyetine nefis Peru Pisco Sour larını bir güzel götürüyoruz, ohh yarasın..

IMG_5335

IMG_5292

IMG_5307

denişik yöntemlerle tavuk pişirmece

IMG_5286

IMG_5312

peynirli dondurma

IMG_5317

gulyabaniler (!?)

DSC00610

pisco sour zamanı!

IMG_5325

yalnız iyi yedik :)

Sıradaki istikamet çölün ortasında fantastik bir vaha olan Huacachina, güneşi özledik!

IMG_5272

mavi sürmeli Peru kuşu

Reklamlar

Galapagos Adaları / Ekvador

Rüyaların başkasına anlatılınca yavan kalması gibi Galapagos hakkında ne anlatsam yavan kalacak ama yine de anlatıcam. Bu rüyanın her detayını yıllar sonra da hatırlamak istediğim için biraz da detaylı yazabilirim. Öncelikle bilet meselesinden başlayalım. Uçak bilet fiyatları Galapagos’da yaşayanlar için ayrı, Ekvador vatandaşları için ayrı ve yabancılar için ayrı olarak belirlenmiş ve aralarında ciddi fiyat farkları var. Biz biletimizi LAN havayollarından aldık ve bizim aldığımız zaman (gidiş tarihimizden 1 ay önce) Ekvador vatandaşları için olan bilet  gidiş-dönüş 251 $ iken yabancılar için olan 380 $ civarındaydı. Biz de yakalanıp ceza ödemeyi göze alarak (ceza 168 $)  Ekvador vatandaşı bileti alıp şansımızı denemek istedik. Hatta birimiz yakalansak bile belki diğerimiz geçebilir düşüncesiyle biletlerimizi ayrı ayrı aldık ama aslında buna hiç de gerek yokmuş.  Ekvador vatandaşı olarak bilet almak için LAN havayollarının sayfasında sol üst köşede bulunan ülke seçeneklerinden Ekvador’u seçtik, sonrasında da normal bilet alma prosedürünü izledik. Biletlerimizi gidiş-dönüş Guayaquil- San Cristobal adası olarak aldık. Bu arada Galapagos, Türkiye’den geliş vesaire hakkında daha detaylı teknik bilgiler için İlkeri’in şöyle güzel bir yazısı var, ihtiyacı olanlar için linki şurada;   http://birdunyaturu.com/post/117130294444/galapagos-adalari-ekvador Bizim için hazırladığı özel Galapagos dosyası için sevgili Lale’ye de ayrıca teşekkürler :)

Sabırsızlıkla beklediğimiz yolculuk günü yaklaştığında Cuenca adlı şehirdeydik ve biletimizin aslında ayın 12sinde değil ayın 11inde olduğunu burada farkettik! Neyse ki farkettiğimizde ayın 10uydu. Yapılan tavsiyelere uyarak şu siteden (http://gobiernogalapagos.gob.ec/cgggob/info/ ) bilet kaydımızı yaptık ki havaalanında bizden isteyecekleri 10$’ı vermeyelim ama öyle olmadı. (bu konuya tekrar dönücem) Uçağımız öğle saatlerinde olduğu için Cuenca’dan sabaha karşı 4 otobüsüne binerek gittik Guayaquil’e. Çantalarımızı da küçülttük ve büyük çantamızı Cuenca’da kaldığımız hostelde bıraktık. Guayaquil terminali aynı zamanda büyük bir alışveriş merkezi ve havaalanına yürüme mesafesinde. Var olan Galapagos heyecanımızın üzerine acaba biletimizi farkedecekler mi heyecanı da eklenince yarım akıl halde vardık havaalanına. Öncesinde online check-in yapmıştık zaten. Havaalanında Galapagos yolcuları için özel bagaj kontrolü var, organik yiyecek, tohum vs. götürmek yasak. Bagaj kontrolünün hemen yanında bilet kayıt gişeleri var ki işte biz bu noktayı hala tam anlamış değiliz. Herkes burada bilet kaydı yaptırıyordu ve bizi, öncesinde yapmış olduğumuz kaydın çıktısını göstermemize rağmen buraya yönlendirdiler ve kaydımızı yapan abi 20şer dolarımızı alıverdi. Şaşkınlığımızdan mı oldu yoksa öyle mi olması gerekiyordu hala bilmiyoruz. Neyse kontrollerimiz ve kayıt işlemlerimiz bitince biletimizi almak için geçtik ayrı ayrı sıralara. İlk önce ben geçtim check-in gişesindeki ablanın önüne ve bana ilk sorduğu soru “tek başınıza mı gidiyorsunuz adaya” oldu. Ben de sazan gibi hemen hayır deyince kiminle gidiyorsanız o da gelsin o zaman dedi ve ayrı ayrı bilet almış olmamız saçma bir durum oluşturdu: ) Neyse sonra Ali de geldi, işlemlerimizi heyecanlı ama sorunsuz bir şekilde halletmiş olduk.

20150811_183632

20Ş karşılığında aldığımız zımbırtı

20150811_212122

yeryüzü gökyüzü gibi

Ayrı ayrı koltuklarda geçirdiğimiz 1,5 saatlik yolculuğun ardından San Cristobal Havaalanına geldik. Adada kaldığımız süre boyunca durmadan söylediğimiz “gerçekten Galapagos’dayız yaa” repliğine uçaktan iner inmez başladık. Havaalanında adalara giriş ücreti olarak kişi başı 100$ ödeniyor ve elinizde kalan giriş kartının son parçasını adadan çıkana kadar saklamanız bakleniyor. Havaalanı merkeze çok yakın, yürüyerek gidilebiliyor. Biz yürürken arabayla hostel isteyip istemediğimizi soran bir abi yanaştı ve kartını verdi. Biraz bakınalım deyip teşekkür ettik. Bu arada şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki pahalı olarak nitelendirilen Galapagos Bozcaada’dan daha pahalı değil! Merkeze gelene kadar 3-5 hostel bakındık, dedik en iyisi her zamanki yöntemle hızlı bir tarama yapalım. Ben eşyalarla fok manzaralı bir banka oturdum, Ali de hostel taraması yapmak için gitti. Bankta otururken yaşlı dedeler oturdu yanıma sohbet etmeye başladık. Bir tanesinin babası adaya ilk yerleşenlerdenmiş, ben ikinci kuşak Galapagos’luyum dedi. Torun torbadan, ordan burdan epey anlattı. Ali geldiği sırada bize havaalanında kartını veren abi yanaştı tekrar, hostel bulup bulmadığımızı sordu. Öyle böyle derken 22$’a anlaştık abiyle. Kalacağımız yer hostelden ziyade aparttı diyebilirim, mutfağı- banyosu içinde olan küçük 2 kişilik bir ev. (Fragates Home) Abinin yaptığı en güzel sürpriz de birer tane şnorkel takımını orada kaldığımız sürece kullanmak üzere odamıza bırakması oldu. Eşyalarımızı bıraktık, kendimizi hemen dışarı attık.

20150812_050409

apart evimiz

Deniz kenarına indiğimizde ilk foklar (deniz aslanı ya da deniz ayısı da denilebilir) karşıladı bizi. Allaam o nasıl hareketler, o nasıl hantallık, o nasıl sevimlilik. Kumsalda gerçekten bir ayı gibi hareket eden bu güzel hayvanlar suyun içinde adeta bir kuğu gibi zarifler. İlk günümüzü fokları, deniz iguanalarını, türlü türlü kuşları izleyerek geçirdik. Sonra adanın küçük pazarından üç günlük mutfak alışverişimizi hallettik. Adada yeme içme olayları Ekvador standartlarının üstünde, evde yemek yapmak tabi ki daha ekonomik ve lezzetli oldu. Ayrıca Galapagos adalarında bir siesta olayı var ki akıllara zarar. Çat diye dükkanları kapatıyorlar ve bişeyler alabilmek için siestanın bitmesini bekliyorsun ve hiç de kısa sürmüyor. Aslında ada işte, tam da olması gerektiği gibi bi taraftan ama kısa süre için gelen biz kara insanlarının sisteme alışması zaman alıyor. San Cristobaldeki ikinci günümüzde erkenden kalkıp şnorkellerimizi, sandviçlerimizi hazırlayıp Tijeretas tarafına doğru gitmek üzere çıktık evden. Yol üzerindeki ilk plaj Playa Mann, çok sayıda fok balığının bulunduğu merkeze en yakın küçük plaj. Burada yarım saat kadar takıldık, Ali biraz yüzdü foklarla ben de fotoğraf falan çekip onları izledim. Tanıştığımız günden beri bıyıklarından ötürü Ali’yi hep benzettiğim fok balıkları ve Ali yan yana yüzüyorlardı ve bu bana çok tuhaf geldi. Galapagos’un her anı rüya gibi. Playa Mann’dan sonra Centro de İnterpretaciones adlı merkeze gittik. Burası Galapagos adaları ve Darwin hakkında bilgiler içeren bir merkez. Buradan çok tatlı bir patikayla lav kertenkelelerinin üstüne basmamaya çalışarak Tijeretas’a doğru yürüdük. Volkanik patlamalar sonucunda oluşan Galapagos adalarında haliyle etraf katılaşmış lav kütleleriyle kaplı. En az adada gördüğümüz hayvanlar kadar etkileyiciydi adanın dokusu ve bitki örtüsü. Keyifli yürüyüşün ardından şnorkelleriyle takılan insanların olduğu Tijeretas koyuna ulaştık. Hava açık ama arada bir güneş bulutların arkasında kaldığında birden buz gibi oluyor, su zaten buz gibi. 1 saat kadar burada foklarla, balıklarla yüzerek takıldık, ilk deniz kaplumbağamızı burada gördük. İyice üşüyünce denizden çıkıp yola devam ettik. Artık düzgün patika yollar bitti ve çalı çırpılar arasından ilerleyen dar bir patikada ilerledik. Çoğunlukla lav kayalarının üzerinde ilerleyen bu yol için ayakkabı giymek daha mantıklı olabilirmiş, sandaletlerle zorlandık. Haritada gördüğümüz Baquerizo adlı plajı kendimize hedef koyduk, yol tahminimizden uzun sürdü, güneş epey yakıcıydı. Yolda da hiç kimseyle karşılaşmadık giden ya da dönen. Tecrübelerimiz bize zorlu yolların sonunda çok güzel şeyler olduğunu öğrettiği için yolun sonunu iyice merak etmeye başladık. Ve nihayet plaja ulaştığımızda ödülümüz hakkaten çok güzeldi. Foklardan ve deniz iguanalarından başka kimsecikler yoktu plajda. Ağaç gölgelerinin hepsini kapmış olan fokların yanında bir parça gölgeye eşyalarımızı bıraktık ve doğru denize. Daha kıyıdan itibaren çok çeşitli balıklarla birlikte yüzerek ilerlerken birden sekiz on tane deniz kaplumbağasının arasında bulduk kendimizi. Kocamanlardı ve sanki kanatları varmış da uçuyorlarmış gibiydi. Tijeretas’da insanlara çok alışmış olan ve onları hiç sallamayan kaplumbağanın aksine buradakiler oldukça ürkekti. Adada kaldığımız süre boyunca aslında bunun diğer tüm hayvanlar için de böyle olduğunu farkettik. Bu dev ürkek deniz kaplumbağaların peşinde yüzmekten yorgun düştükten sonra çıkıp ısınmak için kumlara attık kendimizi ve bişeyler atıştırdık. İnsanın yediği yemeğin lezzetinin zaman ve mekanla ne kadar ilişkili olduğunu bir kere daha hissettim, tok balığı ve ekmek bu kadar lezzetli olmamıştı hiç. Tüm günü bu plajda geçirdik, güneş yumuşamaya başlayınca da dönüş yoluna düştük. Akşam da marketin birinde tesadüfen görüp aldığımız balıkla evde kendimize ziyafet hazırladık. Bu arada yan komşularımız olan Fransız gezgin iki kardeş apayrı şans oldu bizim için. 6 aydır sadece Ekvador’da gezen bu arkadaşların Galapagos’da son günleriydi ve diğer adalarla ilgili epey bilgi edindik onlardan.

deniz ayıları

deniz ayıları

deniz iguanasıyla hatıra fotoğrafı

deniz iguanasıyla hatıra fotoğrafı

lav yengeci

lav yengeci

ispinoza

ispinoza

Playa Mann

Playa Mann

balıkçı teknesi

balıkçı teknesi

günbatımı

gün batımı

Charles Darwin'in adaya ayak bastığı yerde bir heykeli var

Charles Darwin’in adaya ayak bastığı yerde bir heykeli var

deniz kaplumbağası

deniz kaplumbağası

iki bıyıklı karşı karşıya :)

iki bıyıklı karşı karşıya :)

deniz iguanaları ve deniz ayıları

deniz iguanaları ve deniz ayıları

bıyıklılar

bıyıklılar yüzüyor

miskin

miskin

Trijetas'a tepeden bakış

Tijeretas’a tepeden bakış

plajımıza giden yol

plajımıza giden yol

yüzmüyor uçuyor sanki

yüzmüyor uçuyor sanki

San Crsitobal’deki 3. Günümüzde adanın diğer taraflarına gitmeye niyetlendik. Yine hazırlıklarımızı yapıp anayolun oradaki otobüs durağında beklemeye başladık. Okuduğumuz gezi yazılarında adayla ilgili “oraya tur olmadan, taksi olmadan gidemezsiniz” diyenlere inanmayın şeklinde uyarılar okumuştuk. Ama durakta beklerken gördüğümüz ve otobüs var mı buradan oraya diye sorduğumuz ilk adamın “otobüs yok bugün” cevabına hemen inanıp merkeze doğru geri döndük. Tabi bu yaptığımız sazanlığı sonradan fark ettik. Bugünümüzü de hayvanları izleyerek, Tijeretas’da şnorkel yaparak geçirdikten sonra akşama sokakta tangoya başlamaya karar verdik. Bugün ortalık her zamankinden de kalabalık görünüyordu meğer hem etkinlik hem de protesto gösterisi varmış. Protestoya katılım oldukça yoğundu, Galapagos’da karşılaşmayı beklediğimiz en son şeydi sanırım bu. Adanın kordon olarak adlandırabileceğimiz kısmında ise dev bir sahne ve bangır bangır müziklerle karşılaştık. Kordonun bir ucundan öbür ucuna ulaşan müzik sesleri arasında dans etme şansımız hiç yoktu, biz de kimsenin olmadığı iskelenin en ucuna gidip kendimize dans ettik. Artık dans işimiz Santa Cruz adasına kaldı..

Galapagos'da protesto var

Galapagos’da protesto var

pelikan

pelikan

Tijeretas'dan

Tijeretas’dan

San Cristobal- Santa Cruz arası ulaşım teknelerle yapılıyor ve kişi başı 30 $. (uçak opsiyonu da var ama fiyatlar yüksek) Biz pazarlıkla ancak birimizinkini 25$’a indirebildik. Sabah erken saatte ve öğleden sonra olmak üzere günde 2 sefer yapılıyor ve çok sayıda tur şirketi var. Sabah tekneleriyle gitmek için en az bir gün önceden bilet almak gerek, bilet işini son ana bırakmamakta fayda var. Feribota binmeden önce çanta araması yapılıyor. Yol yaklaşık 2- 2,5  saat sürüyor ve mide bulantısı garantili gibi bişey. Santa Cruz adalar arasında en gelişmiş ve turistik olanı, aynı zamanda en kalabalığı. Kalabalık dediysem bizim bildiğimiz gibi bir kalabalık değil, yine alabildiğince sakin, sadece daha çok dükkan daha çok turist var diğer adalara göre. Bizim Fransız kardeşlerin 24$ a kaldık dediği hostal Breattle’ye yerleşiyoruz. (2 kişilik oda fiyatı pazarlıkla 25$)

Eşyaları hostele kendimizi de dışarıya atıyoruz. İlk önce Darwin Araştırma Merkezine gittik. Burada bizi dev kaplumbağalar bekliyor. Kaplumbağalar yaşlarına göre ayrılmış, en gençlerinden başlıyoruz, yaşları büyüdükçe boyutları da büyüyor. Sadece yaşlarına göre değil türlerine göre de ayrılmışlar. Burada gördüğümüz büyük kaplumbağalar aslında o kadar da büyük değilmiş bunu ertesi gün anlıyoruz. Sonra ada sokaklarında dolanıp, balıkçının ordaki kuşları ve fokları izliyoruz. Buradan lezzetli balıklar almak mümkün ama balıkçıyı açık bulabilene aşk olsun! Bu siesta olayı gerçekten çok ciddi buralarda, tüm alışveriş işlerini sabah halletmek gerekiyor.

balıkçıda sıra var

balıkçıda sıra var

beslenme saati

beslenme saati

Santa Cruz

Santa Cruz

Darwin'le çekirdek çitlemek

Darwin’le çekirdek çitlemek

sigara izmaritlerinden yapılan heykeller

sigara izmaritlerinden yapılan heykeller

Gelelim tango işlerimize.. Quito’dan aldığımız küçük hoporlörümüzle sokakta dans ederek para kazanmayı deneyelim dedik ve Galapagos’u kendimize başlangıç yeri olarak seçmiştik. Tıpkı San Cristobal’deki gibi Santa Cruz’da da müzikli bir etkinlik vardı. Mecburen meydanın oradan uzaklaşıp daha tenha yerlere gittik. Yol üstünde kalabalık ama sessiz sakin görünen bir restoranın önünde başladık ilk önce. 3-5 parça dans ettik, insanlar izliyor arada alkışlıyor falan ama bir sorun var ki birinin şapkayı dolaştırıp para toplaması gerek dans sonunda. Meğersem bu işin en zor kısmı buymuş, netekim dansımız bitince arkamıza bile bakmadan uzaklaştık ordan : ) Bu işi bu şekilde yapamayacağımızı anlamamız çok uzun sürmedi, bundan sonraki denemelerde şapkayı biraz uzağımızda bir yere bırakarak dans ettik. Zaten normalde sokaklarda denk geldiğimiz performanslarda da birinin şapkayla dolanıp para istemesi hoşlandığım bir durum değil, atmak isteyen zaten atar. İlk akşamımızda birkaç farklı yerde deneyerek siftahımızı yapmış olduk, genel olarak insanların tepkileri de güzeldi.

ilk gün hasılatı :)

ilk gün hasılatı :)

sokakta tango

sokakta tango

Santa Cruz’daki ikinci günümüzde yine erkenden düştük yola, hedefimiz Reserva de Tortugas’a gidip dev kaplumbağaları görmek. Bunun için paylaşımlı taksilerle 1$ karşılığında Santa Rosa’ya gittik. (mercado’ya giden yolun oralarda araç bulmak mümkün) Santa Rosa’dan ilk önce Reserva’ya gitmek yerine yuvarlak çizerek en son oraya gitmeye karar verdik. Asfalt yolda 2-3 km yürüdükten sonra sola doğru toprak yola girdik ve Santa Cruz’daki en güzel günümüzün başlangıcı oldu bu yol. Yol boyunca doğal yaşam alanlarında pek çok dev kaplumbağa gördük. Buradakiler Darwin araştırma Merkezindeki kaplumbağalara göre daha büyük ve ürkeklerdi. O kocaman cüsselerin yanına 2 metre kadar yaklaşınca hemen güçlü bir tıslama sesiyle kabuklarına çekiliyorlar. Sanki bir çizgi filmin içinde gibiydik, yollar desen şahane. Birkaç yerde greyfurt ve portakal ağacı bulduk ve kaplumbağa manzarasında çatlayana kadar yedik. O ruh halimizle ve o manzarayla taş yesen de tatlı gelirdi belki ama o meyvelerin tadı gerçekten çok başkaydı, sonuçta organiğin hası : ) Yürüyüşümüze devam ederken haritadan yakınlarda Chato adlı bir göl olduğunu gördük ve o yöne saptık. Girdiğimiz patika kısa süre sonra yok oldu ve sık ağaçların bitkilerin olduğu bir alanda örümcek ağlarına, dallara, dikenlere takılaraktan ilerlemeye başladık. Yerler ara ara çamurluydu. Anlamsız daireler çizerek epey yürüdük bu bölgede ama göle ulaşamadık çünkü gölün etrafı bataklıktan farksızdı. Çamurlara bata çıka yürürken yine dev kaplumbağalarla karşılaştık, burada gördüklerimiz en ürkekleriydi. Dar çamurlu patikada önümüze çıkan dev kaplumbağanın peşine takıldık, çamurda çıkardığı seslerden dolayı bizi farketmediği için hiç istifini bozmadan devam etti yürümeye, en son yol ayrımına gelince yollarımızı ayırdık kaplumbağayla. Bu kaotik bölgeden çıkıp tekrar normal patika yola ulaştık ve biraz daha yürüdükten sonra “Reserva de Tortugas” adlı yere tersten girmiş olduk. Artık insanları ve onlara alışmış olan kaplumbağaları görmeye başladık. Burada çok oyalanmadan rezerv alanının girişine gittiğimizde nereden geldiğimizi anlayamayan görevli bizden kişi başı 3$ giriş parası istedi. Biz de dedik biz girmek istemiyoruz, adam anlam veremedi duruma ama üsteleyemedi de. Hafiften yağmur başlayınca birilerinden rica edip taksi olarak kullanılan araçların arka tarafında Santa Rosa’ya kadar gittik. Oradan yine başka bir paylaşımlı taksiye binerek Santa Cruz merkeze geri döndük.

rotamız

rotamız

Galapagos yolları

Galapagos yolları

ürkek dev kaplumbağa

ürkek dev kaplumbağa

.

.

.

.

.

.

çamurlar içinde yürüyüş

çamurlar içinde yürüyüş

nefis greyfurtlar

nefis greyfurtlar

.

.

çamurlara bata çıka

çamurlara bata çıka

.

.

Santa Cruz’daki bir başka günümüzde Playa Tortuga tarafına doğru yürüdük, kaktüs ağaçlarının arasında, kuş sesleri eşliğinde yapılan 1 saatlik yürüyüşün ardından plaja ulaştık. İlk plaj oldukça uzun ve dalgalıydı, daha çok sörfçülerin takıldığı bir yerdi. Bir sonraki koy küçük ama kalabalıktı, burada biraz snorkelle takılalım dedik ama su çok bulanıktı, girmemizle çıkmamız bir oldu. Beyaz kumlarda ispinoz kuşlarının arasında biraz keyif yaptıktan sonra kaktüs ağaçlarının arasından yürüyerek sahildeki deniz iguanalarının bölgesine gittik. Burada yarım saat kadar takılıp sahilden yürüyerek tekrar büyük plaja çıktık ve salına salına dönüşe geçtik. Akşam için enerji toplamamız gerek çünkü sokakta tangoya devam. Bu akşam ve Santa Cruz’da kaldığımız diğer akşamlarda sokakta tango işi çok keyifli ve tahminimizden çok kazançlı geçti. Şöyle ki; adaya giriş ücretlerimizin neredeyse tamamını çıkardık. Tabi şoparlık bakidir, kazandığımız tüm parayı bir güzel yedik. Santa Cruz’da akşamları masalar yola atılarak dev bir restorana dönüşen sokağı var ve inanılmaz lezzetli deniz ürünleri mevcut, yolculuğun en iyi yemekleriydi bizim için (deniz ürünleri kategorisinde : ) Sokakta olmanın para kazanmak dışında da çok fazla güzellikleri oldu, pek çok insanla tanıştık, çok güzel hikayelerimiz oldu. Çok da yorulduğumuzu söylemeliyim, gündüz hayvan kovala akşam dans et hiç kolay değildi. Bu arada bazı akşamlar hopörlörün bataryası bitince Ali biraz ney üfledi, o da epey ilgi çekti. Kısacası sokakları sevdik.

Tortuga plajı

Tortuga plajı

.

.

.

.

.

.

DCIM100GOPROGOPR7488.

Galapagos’da dans ettiğimiz akşamların birinde şu iki küçük dikkatli dikkatli izlemişti kenardan. Hoporlörümüzün bataryası bitince eve dönesimiz gelmedi ve Ali arka sokaktaki hostelden ney’ini kapıp geldi. Küçükler bu defa da önümüze oturup dikkatle dinlediler, arada gidip ailelerinden aldıkları paraları şapkaya attılar

Önümüzde oturmak kesmedi bi süre sonra yanımıza oturdular. sonra durum tuhaf bir hal aldı gibi geldi bize, sosyal hizmet vakası gibi göründüğümüzü hissetmeye başladık smile ifade simgesi müziği bırakıp küçüklerle biraz sohbet ettik ve evlere dağıldık..

Önümüzde oturmak kesmedi bi süre sonra yanımıza oturdular. sonra durum tuhaf bir hal aldı gibi geldi bize, sosyal hizmet vakası gibi göründüğümüzü hissetmeye başladık smile ifade simgesi müziği bırakıp küçüklerle biraz sohbet ettik ve evlere dağıldık..

Annesiyle kenardan uzun süre izledikten sonra heyecanla yanımıza gelen bu küçükle de biraz dans etti Ali. Ben de annesinin yanına oturup kayıt yaptım, annesi ilk kez böyle dans ettiğini görüyorum dedi, en güzel yolculuk an(ı)larımızdan biridir bu fotoğraf..

Annesiyle kenardan uzun süre izledikten sonra heyecanla yanımıza gelen bu küçükle de biraz dans etti Ali. Ben de annesinin yanına oturup kayıt yaptım, annesi ilk kez böyle dans ettiğini görüyorum dedi, en güzel yolculuk an(ı)larımızdan biri oldu bu fotoğraf

.

.

.

gündüz bomboş olan sokak akşam bu hale geliyor

20150815_220808

.

Bir diğer Santa Cruz gününde Las Greatas’a gittik. Buraya gitmek için önce 1 dakikalık bir tekne yolculuğuyla karşı kıyıya geçmek gerekiyor, karşıya geçtikten sonra da kısa bir yürüyüşle iki kaya bloğunun arasındaki balıkla dolu berrak suya ulaşmak mümkün. Balıklar kayaların üstünden bile görülebiliyor, bizim yanımızda yoktu ama burada şnorkelle takılmak keyifli olur sanırım. Bir süre burada vakit geçirdikten sonra aynı yoldan geri döndük.

.

.

Sıra geldi Galapagos takım adalarının en büyüğü olan İsabella’ya gitmeye. Yüzölçümü olarak en büyük ada olsa da yaşayan kişi sayısı oldukça az İsabella’da. Pazarlıkla biletlerimizi kişi başı 25 $’dan almayı başardık bu defa. İsabella adasında bizi en çok heyecanlandıran şey penguenleri, sümsük kuşlarını ve köpekbalıklarını görecek olmamız. Tekne daha iskeleye yanaşır yanaşmaz yüzen penguenler karşıladı bizi. Küçük ve çok sevimliler. İsabella adasında, iskele yerleşim yerinin biraz dışında ve diğer adalardan farklı olarak adaya girerken kişi başı 5$ ayak bastı parası aldılar. Buradaki konaklama yerimiz yine Fransız kardeşlerin 24 $a kaldık diyerek önerdiği Hostel Posado del Caminante oldu. Biz pazarlık konusunda başarılı olamadık ve 30$ a kaldık burada. Yine odamızda bize özel mutfak-banyo olması, ücretsiz meyveler ve ücretsiz çamaşır yıkama hizmeti de bu hostelin güzelliği oldu. Hostele yerleşip çıktık hemen dışarı. İsabella adası diğer adalara göre daha küçük ve bakir ve biraz daha pahalıydı. Alışveriş yaparken tüm market ve bakkalları gezmek gerekti çünkü aradığımız şeyleri tek bir yerde bulmak mümkün olmadı. Mesela yumurtayı biyerden, domatesi başka yerden, sütü bambaşka yerden bulabildik, bu durum ve marketlerdeki boş raflar bize Küba’yı anımsattı. Tabi yine siesta uygulaması burada da vardı. Bu adada yapılabilecek en güzel şeylerden birisi şnorkelle Los Tuneles turu ve bizim orada olduğumuz dönemde oldukça yoğunluk vardı. Tur şirketlerine sınırlama getirilmiş ve her tur şirketinin kendi günleri var bu turu düzenleyebildiği, epey aramadan sonra 3 gün sonrasına ancak yer bulabildik bu tur için, o yüzden adaya gelir gelmez bu tur işini ayarlamakta fayda var.

İsabela adasındaki duvarların birinde kocaman bir dünya haritası

İsabela adasındaki duvarların birinde kocaman bir dünya haritası

bizi iskelede karşılayan penguen

bizi iskelede karşılayan penguen

tur şirketinde tanıştığımız minik tur arkadaşımız

tur şirketinde tanıştığımız minik tur arkadaşımız

İsabella’daki günlerimizin birinde iskelenin tersi yönde yürüyerek önce pembe flamingolara ulaştık sonra da yolun devamında kaplumbağa rehabilitasyon merkezine vardık. Pembe flamingoların yaşadığı sular genellikle kahverengimsiydi, meğer flamingoların pembe olmasına neden olan şey suyun içinde bulunan ve yedikleri alglermiş yani bir çeşit yosun. Bu aynı zamanda suyun da rengini değiştiriyormuş. Flamingolu yollardan sonra kaplumbağa araştırma merkezine ulaştık. Santa Cruz’da yemyeşil doğal ortamlarında gördüğümüz kaplumbağalardan sonra buradakiler dar ve kurak alanlara sıkıştırılmıştı ve çok mutsuz göründüler gözümüze. Burada hiç oyalanmadan aynı güzel flamingolu yoldan geri döndük. Yollar aynı zamanda deniz iguanalarıyla doluydu.

flamingolar

flamingolar

.

.

.

.

yollarda geçiş üstünlüğü deniz iguanalarının

yollarda geçiş üstünlüğü deniz iguanalarının

.

.

.

.

İsabella’da yapılabilecek bir başka aktivite şnorkel kiralayarak iskelenin sol tarafında bulunan küçük iskeleden denize girip sualtının tadını çıkarmak. Burada penguenlerle, vatozlarla ve türlü türlü balıklarla yüzmek mümkün. Ali’nin gözlüğünün camı düşene kadar takıldık burada, sonra çıkıp İsabella’nın kumsalına gittik ve sıcak kumlarda biraz ısındık. Ertesi gün Tunel del Estero tarafına doğru yürüdük ve Playa del Amor’un oralardaki mavi ayaklı sümsük kuşlarını doya doya izledik. Galapagos’daki tüm yollar gibi buradaki yollar da çok güzeldi.

vatoz

vatoz

kumsalda hayat

kumsalda hayat

ayak izleri

ayak izleri

sümsük bakış :)

sümsük bakışlı :)

sümsük kuşları

sümsük kuşları

deniz iguanasına binmiş lav kertenkelesi

deniz iguanasına binmiş lav kertenkelesi

Ve nihayet Los Tuneles turumuzu yapacağımız gün geldi. Tur şirketimize biraz erken gidip şnorkel takımlarımızı seçtik. Bir tekneyle 2 saate yakın giderek muhteşem tüneller bölgesine ulaştık. Burada biraz tekneyle, biraz karaya çıkarak penguenlerin, sümsük kuşlarının arasında gezindikten sonra denize gireceğimiz bölgeye gittik. İlk önce dev deniz kaplumbağalarını gördük çünkü onlar zaten her yerdeler. Sonra denizatı, vatozlar derken nihayet köpekbalıklarıyla ilk karşılaşma! Başlangıçta biraz tedirgin olsak da rehberimizin köpekbalıklarıyla aşırı samimi halini görünce biz de daha rahat hareket ettik. Kelebek gibi kanat çırparak yüzen vatoz sürüsüyle yüzmek de apayrı keyifliydi. Kişi başı 80$ maliyeti olan bu tur her kuruşuna değdi ama keşke biraz daha uzun sürseydi.

düşünceli penguen

düşünceli penguen

.

.

vatozlar

vatozlar

köpekbalığı!

köpekbalığıyla ilk karşılaşma

deniz atı

deniz atı

.

.

.

.

.

.

.

.

Los Tuneles

Los Tuneles

Los Tuneles

Los Tuneles

İsabella’da geçen 4 günün ardından sabah teknesiyle Santa Cruz’a geri döndük. Burada 1 gece kalmayı planlarken 2 gece kalmaya karar verdik. Gündüz hayvanları izleyerek, akşam da sokaklarda dans ederek biraz daha sakin geçti bu adadaki son günlerimiz. Tavsiyeler üzerine her gün Deli’nin nefis dondurmasını yemeyi ihmal etmedik. Son gecemizi ilk adamız ve en sevdiğimiz ada olan San Cristobal’de geçirdik. Sabah teknesiyle geçtik San Cristobal’e ve bu defa deniz kıyısında olalım diye Hostel Albatros’da kaldık. Hemen eşyaları bırakarak birer şnorkel kiralayıp tadı damağımızda kalan plajımıza doğru yol aldık. Bu defa ayakkabılarımızı giydiğimiz için yürüyüş daha kolay oldu. Bir ara Tijeretas’ın oradaki merdivenlere oturup sessizce uzun uzun doğayı dinledik. Son günümüz olmasının burukluğu, ama rüya gibi geçen günlerin tadı vardı damağımızda. Plajımız Baquerizo’ya ulaştığımızda yine kimsecikler yoktu foklardan başka. Galapagos için kendi adımıza bu kadar güzel bir final hayal etmemiştik, güneş batana kadar tadını çıkardık buranın. Bir ara şnorkelle tek başıma takılırken fok balığı saldırısına uğradım : ) Goproyu ısırmaya mı çalışıyordu, oyun mu oynamak istiyordu, ne yapıyordu tam anlayamadım ama bir süre yakın temastaydık. Buradan bir türlü ayrılamadığımız için bu defa dönüş yolu için karanlığa kaldık. Ertesi gün uçağımız öğle saatlerinde ve son yarım günümüz daha vardı. Giderayak iskelenin orada kırmızı göğüslü fırkateynleri ve diğer kuşları izledik doya doya. Çantalarımızı alıp yine yürüyerek gittik havaalanına. Galapagos bizim yolculuğumuzun en özel durağı oldu gerçekten, buraya tekrar geleceğimiz günün hayalini kurarak ayrıldık adadan..

.

.

fırkateyn kuşu

fırkateyn kuşu

işgalciler

işgalciler

plajımızda son gün

plajımızda son gün

.

.

pelikan

pelikan

 

 

 

Baños, Tena, Misahualli, Cuenca / Ekvador

Quito’dan sonraki durağımız Baños, buraya giderken yine kendimize küçük çantalar hazırlayıp büyükleri Quito’da evde bıraktık. Baños’a gitmek için önce güney terminaline gitmek gerekiyor ve uzun ince bir şehrin güneyine gitmek biraz uzun sürüyor. 2 aktarma otobüsle güney terminaline ulaştık ve yaklaşık 3 saatlik bir yolculuktan sonra Baños’a vardık. Otobüsten indiğimizde hava buz gibiydi ve ilk 2 günümüz yağışlı ve çok soğuk geçti. İki kişilik oda fiyatı pazarlıkla 10 $ olan Hostel Cordillera Los Andes’e yerleştik. Banos; termal suları, şelaleleri, uygun fiyatlı köprü atlayışı ve dünyanın sonundaki salıncağıyla ünlü bir şehir. Bisiklet kiralayıp vadi boyunca inmek ve bir kamyonet arkasında şehre geri gelmek popüler aktivitelerden biri. Ayrıca zipline için de çok çeşitli seçenekler var ama Costa Rica’dan sonra bize biraz kısa geldi parkurlar. Soğuk ve yağışlı hava nedeniyle 2 gün hostelde kapalı kaldıktan sonra hiç yapmadığımız bir şey yapıp hostelden çıkar çıkmaz karşımıza çıkan turist otobüsüne bindik. Zipline yapılan yerlerde durarak güzel şelalelere götürdü bu araç bizi. Başta biraz pişman olsak da sonradan memnun kaldık gördüğümüz şelalelerden dolayı.

Baños’daki ünlü Casa de Arbol’e gitmek için saat 2’de alakasız sokakların birinden kalkan otobüsü bulup yola düştük. Yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuktan sonra vardık dünyanın sonundaki salıncağın kurulu olduğu ağaç eve yani Casa de Arbol’e. Evin olduğu alana girmek için 1$ verdik. Sıramızı bekledik doyasıya sallandık demek isterdim ama bekleyenler olduğu için çok da uzun süremiyor salıncak keyfi. Dönüşte yine aynı otobüslerle indik şehre.

Banos

Baños

 

Banos

Baños

Banos

Baños

Banos

Baños

Banos

Baños

Banos

Baños

Casa de Arbol

Casa de Arbol

Casa de Arbol

Casa de Arbol

Casa de Arbol

Casa de Arbol

Banos

Baños

Baños’dan sonra biraz Ekvador amazonlarına girmek için Tena’ya geçtik. Baños’un soğuğundan sonra hava çok iyi geldi ama Tena alabildiğine çirkin bir şehirmiş. Burada yine couchsurfing aracılığıyla irtibat kurduğumuz Samuel’in evinde kaldık. Samuel rehberlik yapan bir amazon yerlisi. Tena’ya gittiğimizde günlerden pazardı ve Samuel bize plaja gitmeyi önerdi. Hep birlikte taksiye atlayıp, yerlilerin doldurduğu nehir plajına gittik. Bişeyler atıştırıp plajda biraz vakit geçirdikten sonra yürüyerek şehre geri döndük. Samuel rehberlik yaptığı için amazon turuyla ilgili bize de teklifte bulundu, biraz etraftaki fiyatları ve içerikleri araştırdıktan sonra herhangi bir tur almamaya karar verdik. Ertesi gün amazona en yakın yerleşim yerlerinden biri olan Misahullli’ye gittik günübirlik. Küçücük bir kasaba olan Misahualli; meydanında maymunlar dolaşan nehir kıyısında küçük bir amazon kasabası ve burayı çok sevdik. Akşama Tena’ya geri dönüp sonraki gün eşyalarımızla birlikte buraya gelmeye karar verdik. Tena’ya döndüğümüzde Samuel’e amazon civarında kendi kendimize gezmeye karar verdiğimizi söyleyince bütün haritaların çıkardı ve gidebileceğimiz yerler hakkında epey bilgi verdi. Hatta ortaokulda ödev olarak bir kartonun üzerine yaptığı amazon haritasını falan çıkardı. Bu arada İngilizce öğrenmek için kursa giden Samuel’in birikmiş olan İngilizce ödevlerini yaptık birlikte. Sabah erken çıkacağımız ve başka zamanımız olmadığı için gece geç saatlere kadar sürdü ödev faslı. 2 tahta bank, 1 tahta masadan başka hiçbir şeyin olmadığı bir odada, bir amazon yerlisiyle İngilizce çalışırken gerçeklikle aramdaki tek bağ yan odadan gelen binbir gece dizisinin müziğiydi. Ortam daha saçma olamazdı sanrım. Bu arada Ali’nin resim günlüğünü gören Samuel, ondan da duvara tur şirketinin logosunu çizmesini istedi. Biz İngilizce çalışırken, Ali de duvara resim çizmekle uğraştı. Bizi 2 gece evinde ağırlayan Samuel için bir şeyler yapabilmiş olmanın mutluluğuyla sabah ayrıldık Tena’dan..

Samuel'in evinde

Samuel’in evinde

işler güçler

işler güçler

Samuel'in ortaokulda hazırladığı Amazon haritası ödevi

Samuel’in ortaokulda hazırladığı Amazon haritası ödevi

Ekvador bizim için couchsurfing kullanımı açısından epey verimli geçti ki Misahualli gibi küçücük bir amazon kasabasında bile bir evimiz oldu. Misahualli’de 2 çocuğuyla birlikte yaşayan Fransız Myriam bizi evinde 3 gün ağırladı. Yine bol yağmurlu günlere denk geldik ama hiç şikayetçi değildik çünkü Ekvador güneşi gerçekten feci yakıyor. Misahualli’de nehir kenarına inip maymunların arasında amazon çocuklarının oyunlarını izlemek en güzel aktivitelerden birisiydi. Maymunlar gelip püskevitimi çaldılar çantamdan, meğersem hırsızlık konusunda baya ünlülermiş buralarda. Buradaki 2.günümüzde bisiklet kiralayıp etrafı keşfedelim dedik. Bisikletle gezinirken turların götürdüğü komünlere denk geldik ve 2 rehberle birlikte gezen alman bir çifte geldik. Birinci rehber İspanyolca anlatıyor, yanlarındaki ikinci rehber de bunlara tercüme ediyordu. Birinci rehber bize 2,5 $ karşılığında tura katılabileceğimizi söyleyince biz de hemen kabul ettik. Önce nehirden nasıl altın çıkardıklarını izledik. Sonra seramik yapımı ve yuca adlı patatesgillerden bir yiyecekle çiça adlı geleneksel içeceklerinin yapımını izledik ve tattık. Tadı kefirle ayran arasında bir içecek ve yerliler çok fazla tüketiyormuş bu içeceği. Sonra şu uzun çubuklarla ok atma etkinliği yaptık. Bizim alman çift ne çiça içmeyi denedi ne de ok atmayı, sanki biri onları zorla amazona getirmiş gibi bir halleri vardı. Komün turu bittiğinde onlar turlarına biz yolumuza devam ettik. Bu ilginç çiftle bir sonraki karşılaşmamız Galapagos’da olacaktı :)

Misahualli

Misahualli / Amazon çocukları

amazon çocukları

Amazon çocukları

yansıma

Amazon’da

Amazon'da

Amazon’da

Amazon'da

Amazon’da

Amazon'da

Amazon’da

Amazon'da

Amazon’da

çiça yapımı için yucalar eziliyor

çiça yapımı için yucalar eziliyor

geleneksel içecekleri çiça

geleneksel içecekleri çiça

20150806_000058

üflemeli ok atışı

boya olarak kullanılan meyve

boya olarak kullanılan meyve

nehirden altın çıkaran abla

nehirden altın çıkaran abla

Amazon'da

Amazon’da

Amazon'da

Amazon’da tırmanış yapılan bir şelale

Amazon'da

Amazon’da

püskevit hırsızı

püskevit hırsızı

Misahualli’deki üçüncü günümüz bol yürüyüşlü geçti, arbol grande (büyük ağaç) tarafına doğru gittik. Büyük ağacın etrafında 1 saat kadar vakit geçirdik sanırım, sonrasında Samuel’in bize verdiği haritalara göre o köy senin bu komün benim dolaştık. Kanada’dan gelip buralara yerleşen ve kakao üretimi yapan bir kadının evini gezip çikolata yapım aşamalarını öğrendik. Biz yaptığımız sıcak çikolatayı içerken Kanada’lı kadın da merkeze geri dönebilmemiz için bir tekne taksi ayarladı. Yorgun ama mutlu döndük evimize geri. Bu arada evde geçirdiğimiz zamanlar da çok keyifliydi, aktivist bir kadın olan ev sahibimiz Myriam ve çocuklarıyla müzikli etkinlikler olsun mutfak atölyeleri olsun epey dolu dolu geçti.

büyük ağaç

Amazon’da

büyük ağacın etrafındaki dallarda maymunluk

büyük ağacın etrafındaki dallarda maymunluk

Myriam'ın evinde

Myriam’ın evinde

Amazon'da bir örümcek

Amazon’da bir örümcek

yaprak çekirge

yaprak çekirge

amazon'da bir çekirge

amazon’da bir çekirge

mavilim

mavili

Misahualli’den sonra yine Tena üzerinden Quito’ya son kez geri döndük. Artık başka bir Ekvador şehri olan Cuenca’ya doğru yol aldık çünkü Galapagos için geri sayım başlamıştı. Quito’dan Cuenca’ya gitmek için tüm eşyalarımızla birlikte tatlı ev sahiplerimizle vedalaşarak çıktık evden ve güney terminaline gittik yine. Gece yolculuğu yapacaktık ve otobüs saatimize 4 saat falan vardı. (yol 8 saat kişi başı 12$) Fransız arkadaşlardan öğrendiğimiz zar oyununu oynayalım bari dedik vakit geçirmek için, o da nesi biz zarları attıkça insanlar etrafımıza birikmeye başladılar. Oyunu anlamaya çalışıyorlardı dikkatle, gerçekten kumar mevzusu özel ilgi alanı buradaki insanların. O amcaların meraklı bakışları hala gözümün önünde. Neyse uzun bir gece yolculuğunun ardından gittik vardık Cuenca’ya. Terminale çok yakın bir hostel seçtik kendimize. (hostel Huayna Capac / 2 kişilik oda fiyatı 15$) Cuenca’ya geldiğimizde günlerden pazardı ve bu kıtada şehirler Pazar günleri terkedilmiş gibi olabiliyor. Sokaklar boş, dükkanlar kapalıydı. Boş sokakların tadını çıkardık. Bu arada 1 ay önce aldığımız ve ayın 12sinde olduğunu sandığımız Galapagos uçak biletlerimizin aslında ayın 11inde olduğunu farkettik! Bu durumda Cuenca için 3 günümüz değil 2 günümüz vardı, gerçi zaten Galapagos’dan sonra yine bu şehre dönecektik. Cuenca’dan Guayaquil’e doğru yola çıkacağımız gecenin sabahında bir mesaj geldi Alya ve Volkan’dan ve onların da Cuenca’da olduğunu öğrendik. Hemen mercadoda kahvaltı buluşması yaptık. Kahvaltıdan sonra akşama kadar biraz orda biraz burada gezindik, su kenarında çekirdek çitledik. Akşama da teknik malzeme takası için tekrar buluştuk, onlardan çadırlarını aldık ve Lima’da görüşmek üzere ayrıldık. Artık heyecanla beklediğimiz Galapagos’a yolculuk günü geldi!

Cuenca / mercado

Cuenca / mercado

Cuenca

Cuenca

Cuenca

Cuenca

Cuenca

Cuenca

Cuenca

Cuenca

Cuenca / mercado

Cuenca / mercado

Cuenca / mercado

Cuenca / mercado

Cuenca / mercado

Cuenca / mercado

tavuk suyuna çorba!

tavuk suyuna çorba!

 

Quito / Ekvador

İbarra’daki Fransız arkadaşların evinden ayrıldıktan sonra istikamet Ekvador’un en büyük ikinci şehri olan Quito. Quito’da kuzey ve güney olmak üzere 2 adet terminal var, şehir zaten ince uzun bir şehir. Biz kuzeyden geldiğimiz için aracımız kuzey terminalinde indirdi bizi, oldukça uyduruk bir terminaldi. Buradan otobüse binip El Ejido parkı yakınlarında indik. Parkın içinde voleybol oynayan, oynayanları dikkatle izleyen pek çok kişi vardı. Vay be dedik, ne sportmen amcalar var. Meğer ortada bahis dönüyormuş, işin ucunda para varmış da ondanmış o canla başla oynamak : ) Voleybolcuların hemen yanında yemek yerleri vardı, biz de bakınırken deniz ürünleri satan bir teyzeden 2$ a balık deneyelim dedik ve bu yemek Quito’da kaldığımız günler boyunca bizim öğle yemeğimiz oldu hep. Fiyat performans olarak bu kıtada yediğimiz en iyi balıktı sanırım. Parktan çıkınca sokaklarda biraz gezindik ve çok tatlı bir kafeye oturduk zaman geçirmek için. Henüz kalacak yer bile bulmadan böyle aylakça şehirde gezindik çünkü couchsurfing aracılığıyla konaklayacağımız ev sahibimizle buluşma saatini beklememiz gerekiyordu. Ve beklediğimiz saat geldiğinde taksiye binip Arjantinli Matias ve Fransız Melissa çiftinin evinin yolunu tuttuk. Eve vardığımızda Matias karşıladı bizi. Bu arkadaşlar da yine para biriktirme amacıyla bir süre Ekvador’a yerleşenlerden. Matias bir restoranda çalışıyor, Melissa ise otelde ve oldukça yoğun çalışıyorlardı. Kocaman ve bol odalı bir evde yaşıyorlar, bir de tavşanları vardı evde. Ev sahiplerimiz öyle rahatlardı ki; ilk couchsurfing misafirleri 6 ay kalmış! Hakkaten biz de kendi evimizdeymişiz gibi yaşadık 10 gün kadar! Matias bize evi ve etraftaki pazar, market ne var ne yoksa tanıttıktan sonra anahtarları verdi ve işe gitti. Melissa’da gece döndü işten ve burada kaldığımız günler genellikle böyle geçti.

kumarcı sporcular :)

kumarcı sporcular :)

El Ejido parkında kumar oynayan amcalar

parkta kumar oynayan amcalar

parktaki balıkçı abla

parktaki balıkçı abla

2$ lık nefis balık tabağı

2$ lık nefis balık tabağı

ev sahiplerimizi beklerken otorduğumuz güzel mekan

ev sahiplerimizi beklerken oturduğumuz güzel mekan

evin tavşanı Lapa :)

evin tavşanı Lapa :)

Quito’ya gelmeden önce İbarra’daki arkadaşlar dikkatli olmamız konusunda uyarmışlardı bizi, gelir gelmez de Matias’dan aynı uyarıları aldık. Rastgele taksiye binmeyin, metrobüslerde ve otobüslerde hırsızlara dikkat edin, gece geç saatlerde sokakta kalmayın vs.. Bu kadar çok uyarı alınca ister istemez biraz paranoyakça başladı Quito günleri, halbuki bu kıtadaki tüm büyük şehirlerde zaten dikkatli olmak gerekli. Quito UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bir şehir ve görülmesi gereken pek çok yer var şehirde. Biz ilk önce Mitad Del Mundo’yu yani dünyanın ortasını görmeye gittik. Buraya gitmek için önce kuzey terminaline gittik, oradan da Mitad Del Mundo’ya giden araçlara bindik. Dünyanın ortasına dikilmiş olan bu anıtın aslında gerçekten dünyanın ortası olmadığı günümüz teknolojileriyle tespit edilmiş olsa da, burası ziyaretçilerin akınına uğramaya devam ediyor. Günümüz teknolojileriyle tespit edilen dünyanın “gerçek” ortası 200 metre ileride bulunuyor ve aynı zamanda müze olan bu yer için ayrıca giriş ücreti ödemek gerekiyor. Dünya’nın gerçek ortasında yumurtayı çivi üstünde dik tutmak, suyun akış yönüne bakarak hangi yarımkürede olduğumuzu anlamak gibi çeşitli deneyler yapılıyor. Burada giriş ücretine rehber ücreti de dahil.

Mitad del Mundo / dünyanın ortası

Mitad del Mundo / dünyanın ortası

hgjhg

mitad del mundo

 "gerçek" ekvador çizgisi. İşin aslı farklı zamanlarda farklı teknolojilerle tespit edilmiş olmaları.Burayı gezdiren rehber "gerçek ve sahte" demiyoruz, "eski ve yeni" ekvator çizgisi diyoruz diye açıkladı durumu

“gerçek” ekvador çizgisi. İşin aslı farklı zamanlarda farklı teknolojilerle tespit edilmiş olmaları.Burayı gezdiren rehber “gerçek ve sahte” demiyoruz, “eski ve yeni” ekvator çizgisi diyoruz diye açıkladı durumu

bu deney ekvator çizgisi üzerinde yapıldığında su ve yapraklar dönmeden akıp gidiyor giderden. Kuzey ve güney taraflarda yapıldığında bir tarafta saat yönünde dönerek, diğer tarafta saat yönünün tersinde dönerek akıyor.

bu deney ekvator çizgisi üzerinde yapıldığında su ve yapraklar dönmeden akıp gidiyor giderden. Kuzey ve güney taraflarda yapıldığında bir tarafta saat yönünde dönerek, diğer tarafta saat yönünün tersinde dönerek akıyor

ekvador çizgisinde yumurtayı dik tutma çabaları

ekvador çizgisinde yumurtayı dik tutma çabaları

azmin sonu

azmin sonu

"gerçek" ekvador çizgisinin bulunduğu alan

“gerçek” ekvador çizgisinin bulunduğu alan aynı zamanda müze

müzeden

müzeden

müzeden

müzeden

Quito’da görülmesi gereken en önemli yerlerden birisi elbette tarihi şehrin olduğu kısım. Burada pek çok tarihi bina, katedral ve kilise var ve hepsi de görülmeye değer. Oldukça turistik ve kalabalık aynı zamanda. Quito’da kaldığımız süre boyunca birkaç defa bu bölgeye gelip gezindik, gördüğümüz en iyi sokak performanslarından biri olan kuklacı abiyi burada izledik. Bu arada sokak performansçılarını izlerken biz de gaza gelip bir hoporlör almaya ve sokakta tango yaparak para kazanmayı denemeye karar verdik. Belki 1 tam günümüz hoporlör arayarak geçirmişizdir, en sonunda karar verip 20$a aldık bir tane. Başlangıç için Galapagos’u beklemeye karar verdik : )

Quito

Quito

Quito

Quito

Quito

Quito

Quito

Quito

Quito

Quito

Quito

Quito

Quito

Quito

Quito’daki günlerimizin birinde Şili’de yaşayan sevgili Pelin’in tavsiyesiyle Guayasamin’in müze evine gittik. Şehrin pek merkezi bir yerinde olmayan bu müzeye giderken yürüyelim dedik ve nasıl olduğunu anlamadan bir anda bu koca şehirden çıkmış olarak bir vadide bulduk kendimizi. Şehirden doğaya bu kadar keskin bir geçişin olması tuhaf ama çok güzeldi. Vadide biraz yürüyüp kaya tırmanışı yapanları falan izledik, sonra da aynı yoldan geri dönerek şehre geri girdik. Planladığımızdan daha geç vakitte varmış olduğumuz Guayasamin Müzesinin giriş ücreti 8$ dı ve Frida’nın evinden sonra gördüğümüz en güzel müze evdi. Müzenin büyük bir kısmında ne yazık ki fotoğraf ve video çekmek yasaktı. Buradaki en güzel sürpriz Guayasamin’in, Paco De Lucia’nın portresini çizerken çekilmiş olan video görüntülerini izlemek oldu, resmin tamamlanmış hali de hemen oracıktaydı.

aniden çıktığımız vadi

aniden karşımıza çıkıp bizi şehirden çıkaran vadi

Guayasamin'in müze evinden

Guayasamin’in müze evinden

Guayasamin

Guayasamin müzesinden

gizlice çekebildiğimiz Guayasaminin Paco De Lucia portresi

gizlice çekebildiğimiz Guayasamin’in Paco De Lucia portresi

müzenin satış bölümünden

müzenin satış bölümünden

müze evin bahçesi

müze evin bahçesi

Bu arada sevgili ev sahiplerimize yemek yapabileceğimiz, işe gitmedikleri bir günü denk getirdik ve yine malzemelerini en kolay bulabildiğimiz lahana sarmasına giriştik. Evde onlarla birlikte vakit geçirmek de çok keyifli oldu, birlikte film izledik, Matias’ın Arjantin’de yaşayan ailesiyle skypedan tanıştık falan. Küba’ya tek yön bilet alarak yola çıkan Alya ve Volkan’la o günlerde iletişim halindeydik ve onların Banos’dan dönüş günü bizim lahana sarması gününe denk gelince onları da yemeğe davet ettik. Keyifli bir yemekten sonra ev sahiplerimizin de odalarına çekilmesiyle türkçe muhabbet özlemimizi biraz gidermiş olduk. Birkaç gün sonra Alya ve Volkan’la birlikte günü birlik Mindo gezintisi yaptık. Yine kuzey terminalinden gidilen Mindo, yemyeşil ve çok güzel bir kasabaydı, vakti olanlar için birkaç gün kalınası bir yer. Mindo dönüşünde geceyi hep birlikte Matias’ların evinde geçirip sabah erkenden Volkan ve Alya pasifik kıyısına biz de Banos’a doğru yollara düştük.

misafirimiz var! :)

misafirlerimiz var! :)

Mindo

Mindo

Mindo'da yemek molası

Mindo’da yemek molası

Mindo gezintisi

Mindo gezintisi

Mindo hatırası

Mindo hatırası

şimdilik hoşçakal Quito

Volkan Cotopaxy / şimdilik hoşçakal Quito

İbarra, Otavalo / Ekvador

Ekvador’daki ilk şehrimiz olan İbarra’da couchsurfing aracılığıyla Fransız bir çift olan Jacques ve Marjolene’nin evinde kaldık. Daha önce 1 yıl bu kıtada gezip biraz para kazanmak için İbarra’da yaşamaya ve çalışmaya başlamış olan Fransız arkadaşlar yeni ülke için harika bir başlangıç oldu bize. Jack üniversitede İngilizce ve Fransızca derslerine giriyor, Marjolene ise özel eğitim merkezinde çalışıyordu. Bu ülkede daha sonra da çok karşılaşacaktık bir süre çalışarak para biriktiren gezginlerle çünkü ülkenin para birimi dolar. İbarra küçük ve hiç turistik olmayan bir şehir. Kızılderili görünümlü uzun saçlı yerlilerle dolu burası ve bu beni çok şaşırttı, meğer Ekvador hakkında hiçbir fikrim yokmuş daha önce. Buraya gelişimiz haftasonuna denk geldi ve ev sahiplerimizin de tatil günleri olduğu için planladıkları volkan tırmanışı teklifini hiç düşünmeden kabul ettik. Akşamdan tüm hazırlıklarımızı tamamladık ve sabah erkenden otobüsle Otavalo’ya gittik. Buradan bir araçla 12$’a anlaşıp Volcan Fuya Fuya’nın araçla gidilebilecek son noktasına kadar gittik. Zirvesi 4000 metrenin üstünde olan Fuya Fuya benim için iyi bir yüksek irtifa deneyimi oldu. Başlangıçta hafif baş ağrısı yaşasam da çok sürmedi. Dönüşte 5 araçla offroad yapan bir gruba denk geldik ve onların araçlarıyla Otavalo’ya döndük.

tatlı ev sahiplerimiz

tatlı ev sahiplerimiz

İbarra sokaklarından

İbarra sokaklarından

İbarra terminali

İbarra terminali

volkan Fuya Fuya

Volkan Fuya Fuya

Volkan Fuya Fuya

Volkan Fuya Fuya

Volkan Fuya Fuya

Volkan Fuya Fuya

Volkan Fuya Fuya

Volkan Fuya Fuya

:)

:)

Volkan Fuya Fuya

Volkan Fuya Fuya

Volkan Fuya Fuya

Volkan Fuya Fuya

İbarra

İbarra

İbarra

İbarra

Ertesi gün işe giden arkadaşlarımızın önerisi üzerine biz de Cuicocha gölüne gittik. İbarra’dan 45 dakikalık bir otobüs yolculuğuyla önce Cotocahci’ye; buradan da 5$ a ayarladığımız bir taksiyle Cuicocha gölüne ulaştık. Gölün etrafında 6 saat kadar süren güzel bir yürüyüş parkuru vardı. Dönüşte otostop çektiğimiz bir tur arabasıyla Cotocahci’ye kadar gidip oradan yine otobüsle İbarra’ya geri döndük.

Cuicocha gölü

Cuicocha gölü

Cuicocha gölü

Cuicocha gölü

Cuicocha gölü

Cuicocha gölü

İbarra’dan sonraki durağımız Otavalo şehri olacaktı ama yine evinde kaldığımız arkadaşların önerisi üzerine Otavalo’ya günübirlik gidip geldik İbarra’dan. Otavalo oldukça turistik bir şehir ve el sanatlarıyla çok ünlü. Bölgedeki en güzel pazarlardan birisiymiş burada kurulan pazar ve özellikle cumartesi günleri çok büyük oluyormuş. Biz hafta içi bir güne denk geldik ve o bile yetti. İnsan buradan alışveriş yapmamak için zor tutuyor kendini. Bu yazıyı Bolivya’dan yazıyorum ve şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Otavalo pazarındaki ürünlerden daha güzelini henüz görmedim. Bu arada fiyatlar da baya turist fiyatıydı tabi. Otavalo’da pazar gezintisi ve şehir gezintisi için 1 gün bize yetti.

Otavalo pazarı

Otavalo pazarı

Otavalo pazarı

Otavalo pazarı

Otavalo pazarı

Otavalo pazarı

Otavalo pazarı

Otavalo pazarı

Otavalo

Otavalo

Otavalo

Otavalo

Otavalo

Otavalo

Otavalo sokak yemekleri

Otavalo sokak yemekleri

Otavalo

yerel tatlar etkinliği

İbarra’da kaldığımız 4 gün boyunca Fransız arkadaşlardan Ekvador ve kıtadaki diğer birkaç ülke hakkında epey bilgi edindik. Onların yol maceralarını dinledik bol bol. Eğlenceli bir zar oyunu öğrendik ve biz de gidip 6 tane zar aldık kendimize. Bunu yaparken bu ülkedeki kumar merakından henüz haberdar değildik : ) ve sıradaki şehrimiz Quito..

sevgili ev sahiplerimizin gittikleri yeri tarif etmek için bize bıraktıkları haritalı not : )

sevgili ev sahiplerimizin gittikleri yeri tarif etmek için bize bıraktıkları haritalı not : )

İbarra'dan ayrılırken..

İbarra’dan ayrılırken..

Popayan, İpiales ve Kolombiya’dan Ekvador’a Geçiş

Popayan bir beyaz şehir.. Bibiana adlı bir Kolombiyalının evinde kalıyoruz couchsurfing aracılığıyla. Eve vardığımızda bize vaat ettiği yer yatağında başka 2 Fransız misafir olduğunu görüyoruz. Neyse biz de koltuk kanepe bir köşeye kıvrıldık. Bibiana evinin 2 odasını kiraya vermiş, salonda da bizim gibi misafirleri ağırlıyor. Salon dediğim evin girişi, yani eve giren çıkan herkesten haberdarız. Bir de meraklı bir kedi var ki sürekli Ali’yi izleme modundaydı. Bibiana biraz değişik bir insan. Bize sorduğu Kolombiya’da nereleri gezdiniz sorusunu cevaplarken Taganga’dan bahsedince birden çok heyecanlandı, gözleri parladı. Meğersem Taganga’da birisi varmış aşık olduğu ama anladığımız kadarıyla karşı tarafın haberi yok. Fransız bir dalış hocasıymış, vakti zamanında Popayan’a geldiğinde tanışmışlar. Taganga’da dalış yaptığımızı da öğrenince bizim bilgisayardaki Taganga fotoğraflarına teek tek baktı acaba var mıdır fotoğraflarda diye. Ev hallerimiz işte böyle Bibiana’yı anlamaya çalışmakla geçti daha çok : )

Bibiana ile hatıra fotoğrafı

ev sahibimiz Bibiana

meraklı kedi

meraklı kedi

meraklı kedi 2

meraklı kedi 2

meraklı kedi 3

meraklı kedi 3

Dışarıya çıktığımızda ise bembeyaz bir şehir bizi bekliyordu. Popayan gelin gibi bir şehir, eski kolonyal yapılar çok iyi korunmuş. Şehri gezerek 2 gün geçirdik. Burası Kolombiya’daki son şehrimiz olduğu için hafif bir burukluk da vardı. Bu ülkede geçirdiğimiz her günümüz ayrı güzeldi ve bunun en önemli nedeni de Kolombiyalılar. İletişim kurmak için ufacık bir göz teması yetti her seferinde. 7 aydır gezdiğimiz tüm ülkelerde genel olarak yabancılara para kaynağı gözüyle bakılıyordu ki bunu en çok Küba’da hissetmiştik. Kolombiya’da ise daha çok misafir gibi hissettik kendimizi. Yıllarca adı tehlike kelimesiyle birlikte anılan bu ülke insanları için turistlerin gelmesi tehlikenin de azalması anlamına geliyor ve bu yüzden herkes daha biz herhangi bir şey sormadan burası çok güvenli, rahat olun şeklinde açıklama yapıyor. Bu davranışları tehlikeli geçmişin boyutlarını anlatmaya yetiyor aslında. Bir de insanlar inanılmaz rahat ve sakin. Hani Çanakkaleli rahatlığını beşle çarpın : ) Acele eden, telaşlanan, koşturan insanlara zaten uzun süredir rastlamıyoruz ama bu Kolombiya’da iyice tavan yaptı. Kendilerine has bir vurguyla “aaaa” deyişleri, sık sık “chevery” kelimesini kullanmaları ve biz kullanınca da çok gülmeleri, en az 3000 kalorilik yemek tabakları, güzellik takıntıları, azıcık içince coşup gaza gelmeleri, müzik ve dans sevgileri ve her daim gülen yüzleri Kolombiyalıların en aklımızda kalan özellikleri oldu.  Doğa anlamında da ülke deniz, okyanus, dağ, volkan, çöl, amazon vs. seçenekleriyle zaten fazlasıyla ihya ediyor.

Popayan

Popayan

Popayan

Popayan

Popayan

Popayan

Popayan

Popayan

Popayan

Popayan

lamayla ilk karşılaşmamız Popayan'da oldu

lamayla ilk karşılaşmamız Popayan’da oldu

Popayan

Popayan

Popayan

grafiti / Popayan

Popayan’daki bir diğer aktivitemiz Pazar arabası aramak oldu ama bir türlü bulamadık. Benim pazar arabasına modifiye sırt çantam 2 aydır yandan çarklı şekilde ve ip desteğiyle beni idare etti ama artık yenileme zamanı geldi. Meksika’dayken merdiven inip çıkabilen 3 tekerlekli üst modellerini görmüştük, Ali arabamın modelini yükseltmeyi teklif etmişti ama kabul etmemiştim, şimdi biraz pişman oldum kabul etmediğime. Bazı yollarda çok popüler oldu bizim araba mesela Meksika Guatemala sınırında at kortejine denk geldiğimiz ve 3-5 km yokuş yolu yürümek zorunda kaldığımız zaman herkesin gözü üstündeydi. Bazen de çok zorlanmama sebep oldu özellikle yolları taş döşeli şehirlerde ve yürüyen merdiven olmayan metrolarda!  Öyle böyle derken yine de tahminimden çok daha iyi dayandı. 2 günlük aramamız sonucunda bulamadığımız pazar arabasına şehirdeki son saatlerimizde su almak için girdiğimiz markette rastladık ve hemen aldık. Yeni ülkeye yeni arabayla geçme vakti : )

eski-yeni arabalarımız

eski-yeni arabalarımız

Yeni ülkeye geçmek için Popayan’dan gece yolculuğuyla İpiales’e geldik. Sabah çok erken saatte gözümüzü açtığımızda bir an tereddüt ettik acaba uyurken sınırı da mı geçtik yanlışlıkla diye. Evet, İpiales’e gelince her şey birden değişiverdi; insanlar, kıyafetler, yemekler farklılaştı. Şapkalı teyzelerle ve uzun saçlı kızılderili görünümlü amcalarla daha Kolombiya sınırlarındayken tanışmış olduk. İpiales’deki aktivitemiz Las Lajas Kilisesini görmek. Bunun için önce eşyaları emanete bıraktık terminalde sonra da paylaşımlı taksilerle kilisenin olduğu yere doğru yol aldık. Konum olarak gördüğümüz en güzel kilise desek yeridir. Sabah çok erken saat olmasına rağmen epey kalabalık vardı. 1 saat kadar burada gezindikten sonra aynı paylaşımlı taksilerle terminale geri döndük. Yolun sınıra kadar olan kalan kısmı için dolmuşa binip Ekvador’a kolay bir giriş yaptık. Buradan sonrası için yeniden dolmuşa binip en yakın yerleşim yeri olan Tulcan’a giderek Ekvador’dak ilk şehrimiz olan İbarra’ya yaklaşık 3 saatlik bir yolculukla ulaştık. Hoşçakal Kolombiya..

Las Lajas Kilisesi

Las Lajas Kilisesi

Las Lahas Kilisesi

Las Lahas Kilisesi

guinea pig adlı kemirgen / sınırdan itibaren görmeye başladığımız yemek

guinea pig adlı kemirgen / sınırdan itibaren görmeye başladığımız yemek

Kolombiya tarafında bulunan Las Lahas Kilisesini ziyarete gelmiş olan Ekvador'lu çift

Las Lajas Kilisesini ziyarete gelmiş olan Ekvador’lu aile

ipiales terminalinden bir uyarı levhası..

ipiales terminalinden bir uyarı levhası..

Ekvador'a hoşgeldik

Ekvador’a hoşgeldik

Cocora Vadisi – Salento, Cali / Kolombiya

Bogota’dan akşam saat 10’da binip sabahın kör vaktinde varıyoruz Armenia’ya. Planımız Calarca’da airbnb’den ayarladığımız eve gitmek. Yolculuk boyunca zaman zaman saçma şeyler yaptığımız oluyor, Calarca’da kalarak da bir saçmalama hakkımızı daha kullanmış olduk. Buraya geliş nedenimiz Salento’da bulunan Cocora vadisini görmek ve yine Salento’daki kahve çiftliklerini gezmekti. Calarca- Salento arası ulaşım da sandığımızdan daha uzun sürdü; yapmayı planladığımız şeyler için zaman yetersiz olunca o günü etrafı keşifle geçirdik Salento’da. Kasabanın en hareketli sokağının sonunda merdivenlerle bakınaklı bir tepeye çıkılıyor ve tepenin arka tarafı yemyeşil bir vadi. Bu günü burada yürüyerek geçirelim dedik ve patikadan vadideki nehire doğru saldık kendimizi. Etraf alabildiğince yeşil ve hava mis. Etrafta kimsenin olmadığı bir yer bulunca dayanamadık ve girdik buz gibi suya. Sonra da 1 saat kadar uyumuşuz çimlerde. Evet karar verdik, ertesi gün kesinlikle pılı pırtıyı toplayıp Salento’ya taşınmalıyız! Uygun fiyatlı bir de hostel bulup anlaştık ve ertesi gün eşyalarımızla gelip yerleştik. (Hostel los Guaduales 2 kişilik oda 30.000 Kolombiya Pesosu)

Salento'ya tepeden bakış

Salento’ya tepeden bakış

Tepeden vadiye iniş yolu

Tepeden vadiye iniş yolu

doğal havuz..

doğal havuzumuz

öğlen uykusu : )

öğlen uykusu : )

yol boyunca gördüğümüz kuş türü

yol boyunca gördüğümüz bir kuş türü

ucuz hostelimizden pahalı hostel manzarası : )

ucuz hostelimizden pahalı hostel manzarası : )

Salento’ya geldiğimiz gün hemen Finca El Ocaso adlı kahve çiftliğini gezmek için hostelden tur ayarladık. ( kişi başı 8000 Kolombiya pesosu) 1 saatlik bir yürüyüşün ardından çiftliğe ulaştık ve müthiş enerjik rehberimizle kahve turumuza başladık. Kahve tohumunun ekilmesinden, kahvenin içilmesine kadar geçen tüm süreci görmüş hatta deneyimlemiş olduk. Buyurunuz sizin için de fotoğraflarla küçük bir kahve turu : )

IMG_3053

nemli toprağa ekilen tohumlar 1 hafta içinde filizleniyor

20150711_003758

filizler ikinci yapraklarını çıkardıktan sonra tekneden alınarak ayrı ayrı poşetlere dikiliyor

20150711_004301_1

yaklaşık 1 ay içinde toprağa ekilecek boyuta geliyorlar

20150711_004929_6

olgunlaşan kahve çekirdekleri (ilk ürün yaklaşık 9 ayda olgunlaşıyor, sonrasında çok daha sık aralıklarla ürün alınıyor)

20150710_234956

kahve ağaçlarının yanına muz ya da başka ağaçlar dikilerek haşerelerden ve güneşten korunması sağlanıyor.

DCIM100GOPROGOPR4987.

kahveler şöyle sepetlerle toplanıyor

IMG_3054

kahve ağaçları ortalama 5 yılda bir budanıyor, 20 yıl sonra genellikle kökten sökülüyormış

DCIM100GOPROGOPR4991.

kahve çekirdekleri bu meyvelerin içinde

20150711_010751

meyveler çekirdeklerden şöyle bir makine ile ayrılıyor

DCIM100GOPROG0055001.

e biz de boş durmadık çalıştık

20150711_011837_6

kahve çekirdeklerinin kuruma aşaması (3 gün ile 1 hafta arası)

20150711_012134

kahve çekirdekleri elekten geçiriliyor ve bu şekilde kalite sınıflandırılması yapılıyor aynı zamanda

20150711_012258

kahveler çuvallarda

20150711_011923_2

farklı kalitelerde kahveler

20150711_012752

kahve çekirdeklerini öğüttük

IMG_3060

bakalım nasıl olmuş

20150711_013830

kahveler içime hazır

20150711_015334

bu da paketlenmiş kahve

Kahve demişken; Medellin’deyken bir miktar kahve alıp Çanakkale’ye göndermiştik. Şehirden her ayrılışımızda yeni bir işletme açan sevgili arkadaşımız Ersoy’un yeni açtığı kafede herkes uğrayıp tadına bakabilir diye düşünmüş idik fakat bizim kargoyu gıda ticaretine girdiği gerekçesiyle teslim etmemişler ve geri göndereceklerini söylemişler. Şimdi o kahveler nerede bilemiyoruz, yazık oldu :(

ne de güzel paket yapmıştık halbuki..

ne de güzel paket yapmıştık halbuki..

Ve ertesi gün meşhur 60 metrelik palmiyelerin olduğu Cocora vadisine gitmek için erkenden kalkıp kendimizi ve yolluklarımızı hazırladık. Vadiye gitmek için meydandan saat başı jipler kalkıyor. Bu araçlarla patikaların başladığı noktaya ulaştıktan sonra yürümeye başladık. Yolun başlangıç kısmı 60 metrelik palmiye manzarasında geçti ve bir süre sonra orman başladığı için palmiyeler artık yoktu. İleride karşılaştığımız yol ayrımında sağ tarafa girdik. Ama vadiye gitmek için sol tarafa gitmemiz gerekiyormuş, bunu anlamamız için epey yürümemiz hatta tırmanmamız gerekti. Bu sefer geri dönüp La Montana’ya doğru yürüdük. Sinek kuşları arasında harika manzaralı La Montanada yemeğimizi yedikten sonra yola devam ettik. İnişe geçtiğimiz için yolun bundan sonraki kısmı kolay oldu. Bir süre yürüdükten sonra yeniden tek tük palmiyeleri görmeye başladık ve en sonunda fantastik Cocora Vadisine ulaştık. Sadece uzun uzun palmiyelerin bulunduğu yemyeşil bir vadi burası. İnsanın inanası gelmiyor manzaranın gerçekliğine. Koştuk, hopladık, zıpladık, çimlerde yuvarlandık, ne yapacağımızı şaşırdık sevinçten:) Burada 1 yaşlarındaki çocuklarıyla aylardır yollarda olan Bulgar çiftle tanıştık. Dünyanın bir ucunda dağ başında Bulgaristan’dan gelen birileriyle karşılaşmak hemşerimizle karşılaşmak demek : )

vadiye giden patika

vadiye giden patika

evcil kelebekler

insancıl kelebekler

La montana

La montana

mola yerinde manzara

mola yerinde manzara

yuvasında sinek kuşu

yuvasında sinek kuşu

ilk kez bu kadar kolay oldu fotoğrafını çekmek :)

ilk kez bu kadar kolay oldu fotoğrafını çekmek :)

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

vadide yuvarlanmaca

vadide yuvarlanırken

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

Cocora Vadisi

hemşeriler :)

hemşeriler :)

Cocora vadisinin güzelliği ve saatlerce yaptığımız yürüyüşün yorgunluğu ile hostelimize geri döndük. Niyetimiz dışarıda bişeyler atıştırıp gelip hostelde dinlenmekti ama öyle olmadı. Tesadüfen gördüğümüz ve biraz müzik dinleyelim diye bir masaya iliştiğimiz mekandan son ayrılanlar olduk. Amcam gelmiş mekan sahibine burada müzik yapabilirmiyim demiş, kocaman hoporlörü, cd’leri ve elinde de kumandasıyla bütün gece karaoke yaptı. Her şarkı arasında da mekan sahibine izin verdiği için teşekkür etmeyi ihmal etmedi. Söylediği tango parçalarına dayanamayıp dans etmeye başladık biz de. Zaten hafif çakırkeyif olan Kolombiyalılar iyice coştu. Bir anda çok fazla ilgi odağı olduk, bütün gece ikramlar geldi yan masalardan, yanımızdaki masada oturanlar yanaştı hemen akşam yemeğine davet etmeler falan. Yok ama Medellin deneyimimizden sonra yemek davetleri konusunda temkinliyiz : ) Neyse artık bi kere dans ettik sonu gelmedi, her tango parçasında gözler üzerimizde, bizim de dans edesimiz varmış bütün gün kilometrelerce yürüyen biz değilmişiz gibi hiç ikiletmedik istekleri! Gecenin sonunda hatıra fotoğraflarımızı çekildik, amcadan ve mekan sahibinden teşekkürlerimizi aldık, mutlu mesut döndük hostelimize. Salento yolculuğumuzun en keyifli duraklarından biri oldu..

şarkılarıyla mekanı coşturan amcamız

şarkılarıyla mekanı coşturan amcamız

mekan sahibi amcamız

mekan sahibi amcamız

Sıradaki şehrimiz Cali. Armenia- Cali arası yaklaşık 3 saat sürüyor ve transit tipi araçlarla gidiliyor. Aldık birinden biletimizi ve en öne oturduk bakınaklı olsun diye. Şoför de geçten bir çocuk, bizi adrenaline boğdu varana kadar. Kamyonmuş, tırmış artık önümüze ne geldiyse önümüzü bile görmeden sollaya sollaya gittik. Valla vardığımda Cali topraklarını öpecektim. Cali terminalinde de Kolombiya’daki pek çok terminalde olduğu gibi taksiye binmek için tek bir yerde sıraya girmek gerekiyor. Mesela indiğimiz yerde yolcu indiren bir sürü boş taksi vardı, hiç biri almadı bizi, anlamakta zorlandık sistemlerini. Neyse airbnb’den rezervasyon yaptığımız hostele gitmek için bindik taksimize ama hostelimize hiç hoşgelmedik! Hostel sahipleri asık suratlarla, karalar bağlamış şekilde karşıladı bizi! Şöyle ki okuyanlar hatırlayacaktır benzer bir durumu Taganga’da Briam’la yaşamıştık. Airbnb kaydını yaparken fiyat bilgilerini eksik girme mevzusu yine. Kişi başı 10$ yazmak istemişler aslında ama bizim rezervasyonu 2 kişi 10$ olarak kabul ettiler. Tamam, olabilir böyle şeyler, biz de sonuçta yanlışlık olabileceğini tahmin etmiştik ama bu suratlar ne yani! Hızlıca konuya girdiler, bu şekilde kalamazsınız, bizim fiyatımız aslında şöyle, isterseniz başka bir hostel bulabilirsiniz bıdı bıdı bıdı bıdı.. Akşam vakti zaten zor bir yolculuk geçirerek gelmişiz, neye uğradığımızı şaşırdık. İyi de rezervasyonu onaylamasaydınız o zaman deyince biz, biraz duraksadılar. Sonra bu gece 2 kişi 10$’a kalabilirsiniz dediler. Neyse zaten aç ve yorgun olduğumuz için daha fazla uzatmadan eşyaları bırakıp dışarı çıktık. Artık biz yokken yaptıkları ayıbın farkına mı vardılar, işin prestij kısmını mı düşündüler bilmiyorum, döndüğümüzde kusura bakmayın, rezervasyon yaptığınız fiyata istediğiniz kadar kalabilirsiniz falan dediler. Sağolun almayalım, yarın için yeni evimizi bulduk bile! Ertesi gün hostelden ayrılırken o geceki konaklama ücretimiz olan 10$ da bize geri verdiler!

Armenia- Cali arasında adrenalinli yolculuk yapan sadece biz değildik!

Armenia- Cali arasında adrenalinli yolculuk yapan sadece biz değildik!

Evet Cali’de yol maceraları bitmiyor, sırada hostelden bindiğimiz taksi yolculuğu var! Gideceğimiz evin adresini harita üzerinden bulup, hem haritayı hem de adresi gösterdik taksi şoförümüze. İşaretlediğimiz noktanın çok yakınlarında bir yere vardık ama şoförümüz burası değil diyerek uzaklaştı o noktadan. Gideceğimiz mesafenin çok kısa olduğunu biliyoruz ama bir türlü varamıyoruz. Taksi şoförü ona soruyor, buna soruyor, aynı yollarda dönüp dolanıyor ama bulamıyor adresi. Bizim harita üzerinde gösterdiğimiz noktaya da gitmiyor! Taksimetre çok yazsın diye yaptığından öyle eminiz ki! Israrla aynı sokakta dolanıyor adresi bulmak için ve biz de ısrarla burası olmadığını söylüyoruz. Telefonla arkadaşlarına falan soruyor, bizi de dinlemiyor diye iyice kızıyoruz adama. 4 liralık yol oluyor 17 lira taksimetrede! Neyse en son bir evin önünde durup adres burası diyor. Biz de değil demeye devam ediyoruz. Çıkın kapıyı çalın diyor adam. Ali sormak için indiğinde ben de adama söylenmeye ve elimdeki haritayı göstermeye devam ediyorum. Biraz fazla detaylı anlattığımın farkındayım ama aradığımız adresin burası olduğunu öğrendiğimizde neden tokat yemişe döndüğümüzün detayları bunlar. Halbuki o kadar emindik ki aradığımız adresin başka bir yerde olduğundan, adamın bizi kazıklamaya çalıştığından! Üstelik bize rağmen ufacık bir gerginlik, stres belirtisi yoktu adamda. Üstüne de taksimetredeki tutarın yarısını alarak iyice mahcup ediyor bizi. Kolombiyalılar ezberimizi bozmaya devam ediyor..

Ve nihayet evimize yerleşiyoruz Cali’de. Ev sahibimiz Melina ve ailesi. Çiçeklerle dolu bir teras, koyun görünümlü bir köpek ve sürekli gülen bir aile ile 3 huzurlu gün geçirdik bu evde. Her gün çıkıp biraz şehir gezintisi yaptık. Akşamları San Antonio kilisesinin önünde kalabalığa karıştık. Cali’de yaptığımız ama Cali ile alakası olmayan en güzel 2 şeyden birisi Galapagos için uçak biletlerimizi almak diğeri de Peru cheviche’i yemek oldu : ) Sırada beyaz şehir Popayan var..

evimizin terası

evimizin terası

her daim kapımızın önünde yatan koyun görünümlü köpek

her daim kapımızın önünde yatan koyun görünümlü köpek

San Antonio Kilisesinin oradaki park

San Antonio Kilisesinin oradaki park

Akşam etkinlikleri

San Antonio Kilisesi civarında akşam etkinlikleri

Cali sokaklarından

Cali

Cali

Cali

Cali

Cali

grafiti /Cali

grafiti /Cali

Cali

Cali

Grafiti / Cali

Grafiti / Cali

Cali

Cali

grafiti / Cali

grafiti / Cali

Cali

Cali

Cali

Cali

şehirdeki onlarca kedi heykelinden biri

şehirdeki onlarca kedi heykelinden biri

Cali

Cali

nefis Peru yemeği cheviche

nefis Peru yemeği cheviche

ev sahiplerimizle veda fotoğrafı (hayır, aramızdan kamyon geçmeyecek!)

ev sahiplerimizle veda fotoğrafı

San Gill, Bogota / Kolombiya

Santa Marta- San Gil arası 13 saatlik yolculuğumuz en kötü otobüs yolculuklarımızdan biri oldu. Sebebi de en arkada tuvaletin hemen yanında oturuyor olmamız. Aylardır hep “ne güzel yaa buralarda bütün otobüslerde wc var” diyordum ama bu yolculukta bu fikrimden vazgeçtim, o kadar da güzel bişey değilmiş! Gece yolculuğu yaptığımız için yolun büyük kısmını görmedik ama sabah geçtiğimiz yollar bol dağ tırmanışlı ve vadi manzaralıydı. San Gil neredeyse Artvin gibi bir şehir, yamaçları yokuşları pek çok. Şu ana kadar kaldığımız en temiz yerlerden biri olan hostele yerleşiyoruz. (Hostel Open House, çift kişilik oda 45.000 peso) sürekli tango müzikleri çalan sakin ve keyifli bir hosteldi, burda epey zaman geçirdik. San Gil yamaç paraşütü, rafting, tırmanış, mağara turu gibi maceralı aktivitelerle ünlü bir şehir. Genel olarak da 2 farklı fiyat sunuluyor her aktivite için. Biz de rafting ve yamaç paraşütü deneyelim dedik, ikisini de ilk kez deneyeceğimiz için düşük fiyatlı seçeneklerle başladık. Yamaç paraşütü gayet güzeldi ama seviyesi düşük bir mevsim olduğu için rafting çok yalandan oldu.

Catedral de San Gill

Catedral de San Gil

San Gill pazar yeri

San Gil pazarı

san Gill

San Gil

San Gill

San Gil

San Gill

San Gil

San Gill

San Gil

San Gill

San Gil

San Gill

San Gil

San Gil’de yapılabilecek en güzel şeylerden biri de yaklaşık 1 saatlik mesafedeki Barichara adlı kasabaya gitmek. Buranın sokakları, evleri, kapıları pek bi güzel. Barichara’dan da Guane adlı köye giden bizim Likya yolu gibi antik bir yürüyüş yolu var ama 1 saatte bitiyor. Yol da, köy de çok güzel. Küçük bir fosil müzesi var köyde ve hiç fena değildi.

IMG_2316

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Guane yolu

Barichara

Barichara

Barichara

Barichara

Guane yolu

Guane yolu

Viagra kullanmayın keçi sütü için : ) / Guane

Viagra kullanmayın keçi sütü için : ) / Guane

San Gil’den sonra gece yolculuğuyla Bogota’ya geçiyoruz. Bogota Kolombiya’nın başkenti ve grafiitileriyle yani duvar resimleriyle ünlü bir şehir. Bahşiş usulü işleyen ücretsiz grafiti turları falan var. Bu şehri bizim için özel yapan şey ise bizi 5 gün misafir eden Kolombiya’lı aile oldu. Couchsurfingden Manuel ile irtibat kurmuştuk, sabah erken saatte geleceğimizi söylediğimizde terminalden bizi almayı teklif etti. Çok erken olduğu için gerek olmadığını söyleyip yarım saat beklediğimiz taksi sırası sonrasında 5 dakikada eve ulaştık. Bizi evde Manuel’in annesi Nancy karşıladı. Nancy tam bir anne, sürekli bişeyler yedirmeye çalışan, harika yemekler yapan, misafirperver, çocuklarına düşkün oldukça anaç bir kadın. 4 çocuğu var ve en büyüğü dışında herkes bu evde yaşıyor. Kahvaltıdan sonra yol yorgunluğumuzu atmak için biraz dinlendik, kalktığımızda bize yemek hazırlamıştı. İspanyolca anlıyoruz diye de pek sevindi, ayrıca yeni şeyler öğrenmeye de çok meraklı oturduk epey bi sohbet ettik. Evin olduğu yer Ankara’nın eryamanı, biz de dedik hiç şehre falan gitmeyelim bugün, sohbet muhabbet güzel. Evde kalmışken de yemek yapalım bari diyerekten çıkıp sarma-dolma malzemeleri aldık.  Nancy daha önce türk dizilerinin birinde görüp denemiş lahana sarması yapmayı ama olmamış pek. Hem öğrettik hem biz de özlemişiz iyi oldu. Çok güzel yapmışız dememe gerek yok sanırım :p Yemek pişerken ev sakinleri yavaş yavaş gelmeye başladı, hep beraber masaya oturduk ve sonraki 5 günümüzün hikayesi bu masa etrafında geçti. Nerede yaşıyoruz, Türkiye çok mu zengin gerçekten, nasıl evleniliyor, Ararat’a (Ağrı Dağı’na) uzakta mı yaşıyoruz, ne yiyip içiyoruz gibi birbirinden alakasız pek çok konuda konuştuk. Türkiyeyi çok zengin zannetmelerinin hikayesi de binbirgece adlı dizi. O dizi buralarda çok popüler ve Türkiye’de herkesin dizideki gibi malikanelerde falan yaşadığını sanıyorlar, ülkeniz çok mu zengin sorusuyla daha önce de çok karşılaştık Kolombiya’da. Yok diyoruz zengin falan değiliz, bakmayın siz malikanelerde-sarayda yaşayanlara, insanlar geçim derdinde. Neyse laf lafı açıyor biz ara kız isteme ritüeli, kına gecesi falan anlatırken kına geçeside söylenen şarkıyı söyler misiniz diyor Nancy. Söylerim tabi, kırar mıyım hiç! Birazcık yüksek yüksek tepelere söyledim, artık ne kadar içli söylediysem Nancy’nin gözleri doldu. Hay allah yaa bizi de ağlattı akşam akşam!

Kolombiyalı ailemiz

Kolombiyalı ailemiz

evin kedisi Cora

evin kedisi Cora

Nancy anne

Nancy anne

dolma-sarma

dolma-sarma

Nancy'nin hazırladığı tipik Kolombiya yemeği

Nancy’nin hazırladığı tipik Kolombiya yemeği

ayran kıvamında kumis adlı içecekleri var ve tabi ki de daha sağlıklı olduğu için Nancy evde yapıyor yoğurdunu :)

ayran kıvamında kumis adlı içecekleri var ve tabi ki de daha sağlıklı olduğu için Nancy evde yapıyor yoğurdunu :)

menüde tarhana çorbası

menüde tarhana çorbası

Manuel ve babası

Manuel ve babası

Sabah kalktığımızda salonda da Hector adlı birinin yattığını görüyoruz. Manuel’in dayısı Venezuella’da yaşıyormuş, onun bir arkadaşıymış. Venezuella demişken; rotamızda bulunan ama gitme konusunda epey kararsız kaldığımız bu ülke hakkında epey konuştuk Hector’la. Daha önce 4 ay Venezuella’yı gezen başka bir gezginden de epey bilgi almıştık. Öğrendiklerimizden sonra güvenlikle ilgili pek kaygımız kalmadı Venezuella ile ilgili ama sorun şu ki; ülkede görmek istediğimiz yerler Kolombiya sınırına çok uzak, yani biraz rotamızın dışında kalıyor. Daha da önemlisi Roraima’ya tırmanamayacak olduktan sonra oraya şimdi gitmenin anlamsız olduğuna karar verdik, ara ara beni zorlayan dizlerimin enerjisini Peru’ya saklamak en iyisi : )

Sabah kahvaltısı

Hector, Manuel, Camila veNancy ile sabah kahvaltısı

Evdeki keyifli zamanların dışında hafta sonu boyunca Manuel’le şehrin altını üstüne getirdik. Manuel oldukça sportif bir arkadaş, sabah koşamazsa akşam jimlastik yapıyor, o kadar yani! Hal böyle olunca şehrin en güzel yerlerinden biri olan Monserrate’ye teleferikle ya da fenikülerle çıkmak varken 300 metrelik bilmem kaç basamaklı merdivenlerinden çıktık. Ailece sağlıklarına çok düşkünler, özellikle Nancy için anahtar kelime “sağlıklı” : )

Bogota sokakları

Bogota sokakları

DCIM100GOPROGOPR4799.

Monserrate

Bogota sokakları

Bogota sokakları

chicha / kefire benzeyen meşhur içecekleri

chicha / kefire benzeyen meşhur içecekleri

Bogota sokakları

Bogota sokakları

changua / sütlü, yumurtalı, kurabiyeli geleneksel çorba

changua / sütlü, yumurtalı, kurabiyeli geleneksel çorba

Bogota

Bogota

adını hatırlayamadığımız afrodizyak etkili tropik meyve

adını hatırlayamadığımız afrodizyak etkili olduğu söylenen tropik meyve

Manuel’in işe gittiği diğer günlerde biz de kendi kendimize gezindik biraz. Şehrin Usaquen denilen kısmına gitmemizi önerdi Manuel, oraya giderken aradaki yerleri de otobüsle gezmiş olduk. Bogota çok büyük bir şehirmiş hakkaten. Usaquen de çok bir özelliği olmayan ama düzenli güzel bir semtmiş, görmüş olduk. Güzel bir parkta biraz kestirdik, kış güneşi gibisi yok. Evet kış güneşi çünkü Bogota’nın havası rakımdan dolayı epey serin. Neyse biraz daha gezindikten sonra su almak için girdiğimiz markette taze asma yaprağı gördük, dayanamadık aldık. Akşama ailecek mutfağa girdik, bu defa onlar yaptı ve iyice öğrenmiş oldular.

Usaquen

Usaquen

Usaquen

Usaquen

Bogota sokaklarında santranç turnuvası

Bogota sokaklarında santranç turnuvası

veda mektupları : )

sarma atölyesi

sarma atölyesi

ilk deneme için oldukça iyilerdi : )

ilk deneme için oldukça iyilerdi : )

Bogota’daki son günümüzde altın müzesini gezdik. İspanyollardan önce epey altın zengini olan Kolombiyalılar, altın işçiliğinde çok başarılıymış, çok beğendik. Manuel’in iş çıkış saatinde onunla buluştuk ve şehrin “zona rosa” diye anılan Nişantaşı kısmına gittik. Buraya gelme nedenimiz Manuel’in bize dünyanın en lezzetlisi diyerek anlattığı çikolatayı tatmak. Özelliği servis yöntemi olan bu 1 porsiyon çikolata 3 kişiye yetecek kadar tatlıydı. Afiyetle yedikten sonra koştura koştura eve döndük çünkü akşam 10’da Armenia otobüsü için biletimiz var. Hep birlikte son akşam yemeğimizi yedikten sonra Manuel’in babası bir tanıdığını çağırdı bizi terminale götürmesi için. Bütün aile eşyalarımızla birlikte aşağıya indik, duygusal bir vedadan sonra araca binerek terminale doğru yol aldık. Nancy yanına almayı unutmuş ama yine de avucunda su varmış gibi döktü arkamızdan. O anki duygularımızı tarif etmek zor sanırım.. Biliyorum ki bu yazıdaki tüm fotoğrafları dikkatle inceleyip, neler yazdığımızı anlamaya çalışacaklar. Hola Manuel Felipe, Nancy, Camila, Manuel, David y Cora; muchos gracias otro vez : )

yola çıkmadan hemen önce..

yola çıkmadan hemen önce..

yolu düşen olursa çikolatacının adresi : )

yolu düşen olursa çikolatacının adresi : )

Altın müzesinden

Altın müzesinden

Altın müzesinden

Altın müzesinden

Altın müzesinden

Altın müzesinden

Altın müzesinden

Altın müzesinden

Altın müzesinden

Altın müzesinden

Altın müzesinden

Altın müzesinden

Altın müzesinden

Altın müzesinden

Altın müzesinde

Altın müzesinde

Bu arada Bogota’da da çok güzel bir Botero Müzesi var. Müzeleri, duvar resimleri ve sokak performanslarıyla Bogota tam bir sanat şehri..

Mona Lisa / Botero

Mona Lisa / Botero

Botero

Botero

Picasso

Picasso

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

Grafiti / Bogota

IMG_2797

“sevgili grafiti sanatçısı, sanatınızı başka duvarda icra ediniz. teşekkürler” :)

Santa Marta, Taganga, Tayrona Milli Parkı / Kolombiya

Cartagena’dan otobüsle Santa Marta’ya geliyoruz. Geç saatte geldiğimiz için bir gece kalıyoruz burada. (Hostel del Norte, 2 kişilik oda 40.000 Kolombiya Pesosu) Ertesi gün şehir içi otobüslerle Taganga’ya geçiyoruz. Burası küçük bir sahil kasabası ve aslı gitmek istediğimiz Tayrona Milli Parkı’na en yakın yerlerden birisi. Airbnb’den bulduğumuz Briam’ın manzaralı ev-hosteline yerleşiyoruz. (2 kişilik oda fiyatı 10$) evin her yerinden hatta yataklardan bile deniz görünüyor. Briam dalış organizasyonları yapan, evinde organik bitkiler yetiştiren ve son derece sakin tipik bir Kolombiyalı. İki lafından birisi “tranquilo”! Rehber kitabımızda bu ülke insanlarının sakinliğiyle ilgili hikayeler okumuştuk zaten, Briam da bunun uygulamalı örneği gibi. Briam diyorum, biz bugün de burda kalıcaz diyorum; “tranquilo” diyor (sakin, rahat ol, sorun yok gibi pek çok anlamda kullanılan bir kelime) Mutfakta tüp bitmiş diyorum ”tranquilo” diyor, eşyalarımızı burda bırakabilir miyiz, galiba deponun suyu bitmiş Briam; cevap hep “tranquilo”! hayır telaş içinde değiliz ki biz de canım! Bigün biz balkonda otururken birilerine hosteli gezdiriyordu, bizi göstererek “sakin çocuklar” dedi, demek ki en sonunda ikna oldu sakin olduğumuza : )

Briam'ın evindeki odamız

Briam’ın evindeki odamız

evden Taganga'ya bakış

evden Taganga’ya bakış

Taganga küçücük bir kasaba ama onlarca dalış okulu var. Güney Amerika’da dalış sertifikası almak için en uygun fiyatlı yerlerden birisi olduğu söyleniyor. Yeni başlayanlar için 3 günlük sertifika eğitiminin 600-700 TL gibi bir fiyatı var. Her dalış okulunun kendi imkanları dahilinde promosyonu var, mesela bazıları konaklamayı karşılıyor, bazıları eğitim sonrası 1 günlük dalış hediye ediyor, bazılarının dalış yerlerinde tesisleri var gibi.  Ben daha önce hiç dalmadığım için önce mini kurs denilen tek günlük dalış yapıyorum, seversem 3 güne tamamlayabiliyormuşum. Mini kursların fiyatı 100-150 arasında değişiyor. Ali daha önce aldığı arama kurtarma eğitimleri sırasında dalış eğitimi de aldığı ve dalmayı çok da sevmediği için sadece şnorkelle yüzüyor. Neyse sabah erkenden hazırlanıp tekneyle Karayip kıyıları boyunca gidiyoruz. O rengarenk balıklar, mercanlar ve derinde olma hissi çok acayipti. Sevmenin çok ötesinde bayıldım ama şöyle bir durum var ki sertifika almak istersem su altında gözlüğü çıkarıp geri takmak gibi yapmak zorunda olacağım bazı şeyler var. Malum ben bir Denizliliyim, denizle münasebetim sonradan. Neyse devam edip etmemek konusunda düşünmek için zamanım var, çünkü önce Tayrona Milli Parkına bi gidelim diyoruz.

Taganga plajı

Taganga plajı

Taganga

Taganga

Taganga

Taganga

balıkçı çocuklar / Taganga

küçük balıkçılar / Taganga

Taganga yakınlarında bir koy

Taganga yakınlarında bir koy

Taganga

Taganga’da gün batımı

balkonumuzun hemen altında her gün tamir edilen bir araba : )

balkonumuzun hemen altında her gün tamir edilen bir araba :)

Taganga balık pazarı

Taganga balık pazarı

Taganga

Taganga

Taganga

Taganga

Taganga

Taganga

Tayrona Milli Parka gitmek için Santa Marta’dan kalkan araçlara biniyoruz. Sevgili Ayfer ve Onur’un çok faydalandığımız güzel bir yazısı var milli parkla ilgili, şuradan bakabilir ihtiyaç duyanlar. (http://ayferonurseyahatnamesi.com/g-amerika/kolombiya/tayrona-milli-parki.html#more-521) Parkın girişinde kısa bir video izlemeniz gerekiyor bilet almadan önce. Giriş ücreti kişi başı 40.000 Kolombiya Pesosu. Parka elinizde poşetle giremiyorsunuz, bunun görüntü kirliliğini önlemek için yapıldığını düşünüyorum çünkü başka mantıklı bir açıklama bulamıyorum. Sonuçta çantaların içinde bi dünya plastik poşet-şişe var ve herhangi bir çanta arama yapmadılar. Parkın girişinden araçla gidilebilecek son noktaya kadar giden dolmuşlar var, sonrasında yürümek dışında kullanılabilecek tek ulaşım aracı atlar. 1,5-2 saatlik yürüyüşten sonra ilk kamp alanı olan Arrecifes’e ulaşıyoruz. Hamak kirası kişi başı 12 lira, 2 kişilik çadır fiyatı da 40 lira. Briam’ın evinde odaya 30 liradan az verirken şu uyduruk çadıra 40 vermek saçma geliyor. Neyse devam edelim diyoruz. Bu arada büyük çantalarımızı Taganga’da bırakmıştık ama 4 günlük kamp yiyecek içeceği (su da dahil) taşıdığımız için yine epey yükümüz var. Aradaki plajlara gire çıka diğer kamp yeri olan Cabo San Juan’a varıyoruz. Acayip bir kalabalık var. Burada boş hamak yokmuş, çadır için de 50 lira istediler. Zaten akşam olmak üzere, yani burda kalsak sabah 11de boşalttıracaklar çadırı, hiç anlamı olmayacak burda kalmanın. Diğer taraftan da bu yüklerle aynı yolu geri yürümek var, epey de yorulmuştuk. Uzun süreli bir ikilemden sonra geri dönmeye karar verdik, iyi ki de öyle yapmışız çünkü Arrecifes’de gelirken es geçtiğimiz başka bir kamp yerinde 20 liraya çadır bulduk. Çadır da çadır ama, kaldığımız pek çok hostelinkinden daha geniş ve rahat bir yatak vardı içinde. Tayrona günlerimizin konaklama yeri sonraki günlerde de burası oldu. Duş alıp yemek falan yiyene kadar hava karardı ve sivrisinekler hoşgeldiniz partisine başladı. Uzun kollu ince bişeyler giymek da pek fayda etmiyor, kıyafetin üstünden bile yiyorlar! Yanımızda sinek kovucu vardı, onun bile işe yaramadığı zamanlar oldu. Neyse yapacak bişey yok, çadırın içindeki sineklerden kurtulduk ve erkenden uyumalı günler başladı. Milli parktaki günlerimiz at kokuları arasında bol yürümeli ve yüzmeli geçti. Park hindistan cevizi ve mango ağaçlarıyla dolu, en doğalından en lezzetlisinden. Koyların pek çoğu kırmızı bayraklı, bi tanesinin tabelasında “burada 100 den fazla kişi öldü” yazıyor. Kırmızı bayraklı olmayanlar da süt liman değil tabi, yine epey dalgalı. Parktaki son günümüzde erkenden yola düşüp yerlilerin yaşadığı El Pueblito’ya yürüyoruz. Bol tırmanmalı keyifli bir yol. Pueblito’da yaşayan yerliler teknolojiden tamamen uzak bir şekilde hayatlarını sürdürüyor. Bizim görebildiğimiz üç beş evden oluşan küçük bir kısmıydı, esas yaşadıkları yere yabancılar giremiyor. Krem rengi bol elbise gibi görünen bir kıyafetleri var ve kadın, erkek- genç yaşlı herkes aynı giyiniyor. Mistik güçlerin ve sosyal statülerin bir simgesi olan “poporo”ları ya ellerinde ya çantalarında ama mutlaka yanlarında. Koko yaprağı çiğnenerek reçinemsi bir forma dönüştürülüp poporo denen bu çubuğun haznesinde biriktiriliyor. Ortalama 15 dakikada bir ağızlarında çiğneyip tükürüyorlar.13 yaşına gelen erkek çocuklar artık yetişkin olarak kabul edilip, poporo kullanmaya ve evlenmeye hak kazanıyor. Fotoğraf makinelerinden oldukça rahatsız oluyorlar, uzaktan bir kaç fotoğraf anca çekebildik.Yerli halkın yaşadığı bu El Pueblito adlı bölgeden 2,5-3 saatlik bir yürüyüşle Milli parkın başka bir çıkışına gitmek mümkün. Colinas de Calabazo denilen bu çıkış noktasında herhangi bir kapı, bilet gişesi vs. yoktu, girerken de buradan ücretsiz girilebilirmiş gibi geldi bize. Ama yürünmesi gereken mesafe ana girişe göre epey fazla ve daha zorlu.

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

kırmızı bayraklı plajlar

kırmızı bayraklı plajlar

kamp yerimiz

kamp yerimiz

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkının mavi yengeçleri

Tayrona Milli Parkının mavi yengeçleri

San Juan kamp alanı

San Juan kamp alanı

Tayrona yerlisi

Tayrona yerlisi

El Pueblo

yerlilerin yaşadığı evler / El Pueblo-Tayrona

El Pueblo

El Pueblo

Tayrona yerlisi

elinde poporosu ile Tayrona yerlisi

Tayrona Milli Parkı

Tayrona Milli Parkı

çöpler taşınıyor

çöpler taşınıyor

Ve yeniden Taganga’ya Briam’ın evine döndük. Günün sürprizi bu sakin evi gürültü yuvasına dönüştüren 6 Fransız delüğanlı oldu. Taganga zaten gece hayatıyla ünlü bir köy, sabaha kadar müzik sesleri susmuyor. İlk gece bizim ev de epey gürültülü, hareketli ve bol misafirliydi! Hay allah nerden çıktı bu Fransızlar diye düşünürken ertesi gün biraz sohbet muhabbet, yemek paylaşımı falan derken buzları erittik. Bu geçirdikleri sakin gecenin nedeni meğersem ertesi gün dalış yapacak olmalarıymış. Dalış deyince ben de bu arada sertifika almaya karar verdim. 1 günlük mini kurs aldığım dalış okuluyla 550 liraya anlaştık. (mini kurs ücreti de dahil) Sabah erkenden malzemelerimizi alıp tekneye yerleştik. 6 Fransız, Briam, dalış hocam İspanyol Narsis, bizim dışımızdaki diğer dalış ekipleri ve kaptanımız büyük dalgalarla boğuşaraktan dalış noktasına ulaştık. İlginçtir o büyük dalgalara rağmen beni deniz tutmadı : ) Neyse ekipmanlarımızı kuşandık saldık kendimizi denize. Önce su altında gözlük suyu boşaltma, efendim regülatörü ağızdan çıkartıp tekrar yerine geri koyma gibi pratikleri yaptık sonrasında da keyifli bir dalış. Balıklar, mercanlar.. meğer sualtı ne güzelmiş. İkinci dalıştan önce 1,5 saatlik molamız var, koylardan birine gidip bişeyler atıştırıyoruz. Daha önce birkaç yerde okumuştuk İspanyol deyince yüzleri buruşan Kolombiyalıların hikayelerini bu yüzden Narsis’e bir İspanyol olarak burada yaşamanın nasıl olduğunu soruyorum; şimdiye kadar sadece 1 kez olumsuzluk yaşadığını söylüyor.  5 aydır yollardayız ve gittiğimiz tüm ülkelerde hayat İspanyollardan önce- İspanyollardan sonra diye ayrılıyor. Malum İspanyollar koca bir kıtanın dilini, dinini, kültürünü değiştirip; malını mülkünü sömürmüş, bin türlü işkence yapmışlar. “ne etti la bu latinler size!” diyesi geliyor insanın. Neyse dalış konumuza dönelim, moladan sonra ikinci dalışımızı yapıyoruz ve bu defa suyun altında gözlüğümü kafamdan çıkarıp geri takmamı istiyor Narsis. İşte bu benim için çok zor bi hareket ve nitekim yapmayı denemiyorum bile! Olmaz diyor Narsis, bunu yapmadan kursu tamamlayamazmışım, off! Bari bugün yapmasam diyorum tamam diyor neyseki. Su yüzüne çıkan tüm ekipler tekneye toplanıyor ve dönüş için yola koyuluyoruz. Herkes de bir heyecan bir heyecan, çünkü bugün Kolombiya-Peru maçı var! Tekne kıyıya yanaşırken kıyıdaki maç heyecanı hissedilmeye başlıyor. Ne kupası bilmiyorum ama bu aralar çok sık milli maç oluyor ve Kolombiyalılarla maç izlemek çok eğlenceli. Maç günlerinde insanların çoğu sarı formalarını giymiş oluyor. Bizim tekne ahalisi de başlıyor “viva Kolombiya” diye bağırmaya. O ara Narsis bastırmaya çalışıyor seslerini, dünyanın en iyi takımı Barcelona, barca barca diye bağırıyor. Eh, pek itiraz eden de yok gibi : ) Herkesin keyfi çok yerinde ya da ben çok keyifli olduğum için bana öyle geliyor. Neyse maçımızı izliyoruz, pek heyecanlı değildi gerçi, 0-0 da bitti. Ertesi gün yine erkenden dalış için hazırlığımızı yapıyoruz. Bu kez tekne daha sakin ama ben daha gerginim! Narsis güya bana gaz verecek durmadan yapabilirsin, başarabilirsin falan diyor daha da geriliyorum. Neyse daldık gitti, önce yine gözlüğe giren suyu temizledik, sonra regülatörü taktık çıkardık, yeleği, ağırlık kemerini şunu bunu derken sıra geldi gözlük çıkarmaya, yok yapamam diyorum, şuracıkta boğulup gitmek istemiyorum! hadi diyor Narsis, 4 kere gösteriyor nasıl yapacağımı, iyi de nasıl yapılacağını biliyorum zaten teoride! Lütfen diyor, suyun altında maymun oldu beni ikna etmek için ama nafile, cesaret edemedim, burnuma su kaçıyor arkadaş zorla mı! Neyse biraz su altında gezindikten sonra çıkıyoruz yüzeye. Ertesi gün sahilde çalışmaya karar veriyoruz gözlüksüz su altında kalma olayına, bildiğim çok iyi yöntemler var diyor Narsis, hadi bakalım! Ertesi gün sabah buluşuyoruz tekrar, yine bütün ekipmanı kuşanıp kıyıdan giriyoruz denize. Gözlüğün üstünden burnunu tut diyor, diğer elinle gözlüğü hızlıca çıkar ve yine burnunu kapat ve gözlüğü hızlıca geri takıp yine gözlüğün üstünden burnunu kapat! Bitti bu kadar! Bu mudur yani, yapmış mı oldum ben şimdi bunu? Cevap evet, o kıyafetleri giydiğime değmedi be, bilseydim dün yapardım! Denizden çıkıp ofise gidiyoruz sınav için, sonrasında da sertifika işi bitmiş oldu. Ertesi gün için de indirimli son bir dalış planladık ama keşke planlamaz olaydık. O güne kadar hiçbir dalışta sorun yaşamamıştım ama son günkü dalışta bişeyler ters gitti, yüzeye çıkınca korkunç bir baş ağrısı ve kulak çınlaması hissettim. Günün ikinci dalışını yapmadım. Eve gidip yattım ve 20 saat kadar kalkamadım. Kendime gelmem 2 gün sürdü, Karayiplere böyle veda etmesem iyiydi. Vurgun yedim sol yanımdan adlı video çalışmalarımızı hatırlatın dönünce izleteyim : )

dalış ekibi

dalış ekibi

Karayiplerin su altı

Karayiplerin su altı

Karayiplerin su altı

Karayiplerin su altı

Karayiplerin su altı

Karayiplerin su altı

Karayiplerin su altı

Karayiplerin su altı

dalış ekibi

dalış ekibi

önce her şey yolundaydı : )

önce her şey yolundaydı : )

bıyıklı deniz aslanı değil Ali

balık adam

maç heyecanı

maç heyecanı

Ben denizdi balıklardı uğraşırken Ali de Briam’la kanka olmuş bu arada, içtikleri ayrı gitmemiş ben yokken! Farkettik ki Tayrona’dan döneli 1 hafta olmuş, artık yavaştan hareket etsek iyi olacak. İlk geldiğimizde ödemeyi internetten yapmıştık ama bu son hafta için elden ödeme yapıcaz Briam’a ama Briam’ın bi sıkıntısı var, meğersem internete girdiği bilgileri yanlış daha doğrusu eksik girmiş. Ben aslında kişi başı 10$ yazmak istemiştim diyor. Airbnb’den ilk misafirleri biz olduğumuz için daha önce farketmemiş bu durumu. Tranquilo deme sırası bizde, gel konuşalım sakin ol Briam diyoruz. Öyleydi böyleydi derken haftalık 200.000 Kolombiya pesosuna anlaşıp helalleşiyoruz. Üstüne de sekreterlik hizmeti verip airbnb’deki kaydını düzenliyoruz. Sen sağ biz selamet, istikamet San Gil!

Briam'la veda fotoğrafı

Briam’la veda fotoğrafı

San Gil’e gelmek için otobüs saatlerini çok da iyi bilmeyerek gelmişiz Santa Marta terminaline, 4 saat beklememiz gerekti. Bugün yine herkes sarı formalarını giymiş, demek ki maç var. Ve çok şanslıyız, maç saati bizim 4 saatlik beklememize denk geliyor. Kolombiya- Arjantin maçı varmış, yine herkeste bir heyecan bir heyecan. Maç başlamak üzere, marşlar falan söylenirken kameralar durmadan aynı futbolcuyu gösteriyor. Herhalde diyoruz önemli birisi, futbolcuları da tanımadığımız için öyle saf saf bakıyoruz. Ali “Messi falan olmasın” diyor.  Adam da hakkaten Messi çıkıyor iyi mi :)) Messi’nin Arjantinli bir futbolcu olduğunu da öğrenmiş olduk böylece. Maç da berabere bitip penaltılara kalıyor, herkes kalpten gidecek. Yanımdaki teyze durmadan bişeyler söylüyor bana, öyle hızlı konuşuyor ki aralarda si si diyorum anlamadan. Otobüsler kalkmak için maçın bitmesini bekliyor, teyzeler hop oturup hop kalkıyor. Maç sonucunda Kolombiya kaybediyor ve o adrenalin yüklü insanlar nasıl bir anda o kadar sakinleşip dağılabiliyorlar anlamak mümkün değil gerçekten. Bu kadar pisi pisine kaybedilen bir maçtan sonra anında normal hayatlarına geri döndüler, valla biz bile dönemedik : )

Kolombiya-Arjantin maçı

Kolombiya-Arjantin maçı

Cartagena / Kolombiya

Cartagena’ya uzun bir gece yolculuğunun sonunda ulaşıyoruz. Medellin’in o güzelim havası artık geride kaldı, Karayip kıyılarının kavurucu sıcağına geldik. Cartagena’nın terminali, terminalden şehir merkezine geliş yolu falan acayip keşmekeş ve kötü görünüyordu, güzelliğiyle ünlü bir şehre gelip de bu manzarayla karşılaşmak şaşırttı açıkçası. Konaklama için couchsurfing aracılığıyla Markus adlı biriyle iletişim kurmuştuk. Markus konaklama sağlayacakları yerin bir misyoner komünü olduğunu, ayrı ayrı yatakhanelerde kalıp kalmayacağımızı sormuştu, biz de neden olmasın dedik, sonuçta Cartagena oldukça turistik ve pahalı bir şehir, yolculuk bütçemiz açısından mantıklı olanı yaptık, ayrıca ilginç bir deneyim olabilir hani bu konaklama. Neyse gittik vardık, güler yüzlü bir karşılamanın ardından yurt usulü ranzalı yatakhanelerimize yerleştik. Komünde yaşayan yaklaşık 20  kişi var, hepsiyle tek tek tanıştık, bizim dışımızda başka bir couchsurfing misafiri daha vardı. Ortamı algılamaya çalışıyoruz, ne oluyor ne bitiyor diye. Günlerden de 7 haziran, malum seçim heyecanındayız bi taraftan da. Bu arada Markus da komünün kurucusuymuş ama orada yoktu, 2 haftalığına başka bir şehre gitmiş. Bahçede biraz sohbet muhabbetten sonra herkes işine gücüne dağıldı, günün öğle yemeği sorumluları mutfağa girdi, Ali de onlarla birlikte mutfağa geçti. Hem yol yorgunluğunun sersemliğindeyiz, hem nereye geldik biz sersemliği var biraz haydi hayırlısı dedik bakalım : )

yemek hazırlığı

yemek hazırlığı

seçim sonuçlarını öğrenen Ali : )

Ali’nin seçim sonuçlarını öğrendiği an : )

Hep birlikte yediğimiz öğle yemeğinin ardından biz şehri turlamak için dışarı çıktık. Bulunduğumuz bölgenin adı Manga, eski şehir diye anılan bölgeye yarım saatte yürüyerek ulaştık. Şehre ilk girdiğimizde oluşan olumsuz tablo yol boyunca yavaş yavaş kayboldu ve Cartagena’nın güzelliğiyle nihayet buluştuk. Şehrin önemli özelliklerinden bir tanesi Gabriel Garcia Marquez’in uzun yıllar bu şehirde yaşamış olması. Marquez’in “Anılarımı geri çağırmam gerektiğinde Cartagena’da yaşanmış eski bir olayı düşünürüm, bir meydanı ya da bir karakteri aklıma getiririm” dediğini öğrendiğimizde şehir daha bir büyülü göründü bize. Zamanda yolculuk yapıyormuşsunuz hissi veriyor sokaklar, tıkır tıkır at arabaları geçiyor. Kaldığımız süre boyunca aynı sokaklardan onlarca kez geçmişizdir sanırım. Simon Bolivar parkında her gün, her akşam yerli danslarının gösterimini yapan bir grup var. Banka oturup saatlerce izliyor insan. Karayiplerin etkisinden midir bilmiyorum Küba gibi burası da, zaman durmuş sanki. Bi de kapıları ve kapı tokmakları çok güzeldi bu şehrin. İnsan bu güzellikleri gördükçe yeni binaların ne kadar çirkin olduğunu daha da çok fark ediyor.

Cartagena

Cartagena

Simon Bolivar Parkında yerel danslar

Simon Bolivar Parkında yerel danslar

gündüz başka akşam başka güzel

gündüz başka akşam başka güzel

"internet yok sohbet edin"

“internet yok sohbet edin”

Cartagena

Cartagena

Cartagena sokakları

Cartagena sokakları

grafiti /Cartagena

grafiti /Cartagena

Cartagena

Cartagena

Cartagena

Cartagena

Cartagena

Cartagena

Cartagena

Cartagena

Cartagena

Cartagena

Cartagena

Cartagena

Cartagena

Cartagena

Cartagena’dayken bir gün de plaja ve adaya gidelim dedik. Tam günlük öğle yemeği dahil Playa Blanco ve İsla del Rosario’yu kapsayan turların birine katıldık. (kişi başı 53.000 peso) Playa Blanco çok güzel ama çirkinleştirmeyi başarmışlar, naylonlarla üstü kapatılmış onlarca yemek işletmesi, kalabalık, deniz motorları falan.. ve durmadan yanınıza gelip bişey satmak ya da masaj yapmak isteyen insanlar vardı. Pek keyifli değildi yani. İsla del Rosario daha bir güzeldi, etrafta minik ada evler, akvaryum gibi bir deniz ve aşırı lezzetli ıstakozlar! Lezzet deyince şuraya not düşmek istiyorum; Cartagena’da eski şehirde bulunan kitap kafede  nane, bal ve limonatadan oluşan çok acayip bir içecek var, yolu düşenler için şiddetle tavsiye ederim.

yolculuk manzaraları

yolculuk manzaraları

ada-ev

ada-ev

yolculuk manzaraları

karayip sakinleri

İsla del Rosaria

İsla del Rosaria

adanın lezzetli ıstakozları

adanın lezzetli ıstakozları

İsla del Rosario kıyısından

İsla del Rosario kıyısından

nane+bal+limonata

nane+bal+limonata

kaçırılmaması gereken bir diğer lezzet meyveli palet dondurmalar

nefis meyveli palet dondurmalar

Bu arada komün günlerimiz de oldukça eğlenceli geçti. Tam pansiyon öğrenci yurdu gibiydi : ) Orda olduğumuz süre içinde 2 kişinin doğum günü kutlandı. Farklı ülkelerden ve şehirlerden gelen herkes ülkesinin yerel dansını yaptı bi akşam. Küba, Meksika, Ekvador, Kolombiya dansları izledik. Tabi sadece izlemekle kalmadık, sıra bize de geldi. Önce bi ankara havası oynadık, ardından halay çektik onları da dahil ederek. Üstüne de tango yaptık ki kafaları iyice karışsın : ) Başka bi akşam film gecesi yaptılar. Başka bi gün başka şeyler derken 6 gün kalıvermişiz orda! Tabi komünde olup da mutfak sorumluluğu almadan olmaz, dedik biz de bi gün size yemek yapalım, gittik markete ne bulabiliriz ne yapabiliriz diye. Tüm günlük bir çalışmayla 20 küsur kişiye mercimek köftesi, babagannuş ve Hindistan cevizli havuç toplarından oluşan bir menü çıkardık. Çok yorucu ama çok keyifliydi. Artık güzel Cartagena’dan ayrılma vakti geldi, sıradaki şehir Santa Marta..

Ekvador'lu anne oğulun dansı

Ekvador’lu anne oğulun dansı

dans gecesinden

dans gecesinden

babagannuşa hazırlık : )

babagannuşa hazırlık : )

yemek hazır

yemek hazır

yemekler hazır

komün ahalisi : )

komün ahalisi : )

Cartagena'ya veda

Cartagena’ya veda..

“Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bunlardan söz ederken parmakla işaret edip göstermek gerekirdi”

Yüzyıllık Yalnızlık / Gabriel Garcia Marquez